

HABER MERKEZİ (06.07.2016)- Gazetemizin 125.Sayısında yayınlanan ‘’Yeni yasalar Erdoğan’ın faşist erkini anayasal zemine oturtuyor’’ başlıklı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.
Gerici hâkim sınıfların her devlet sistemi, iktidar ve yönetimi, açık faşist darbelerin yaşandığı geçiş dönemleri dışında istisnasız olarak belli bir anayasal yapıya sahip olup, görünürde bu yasalar zeminde varlık sürdürürler. Faşist devlet ve yönetim biçiminin egemen olduğu koşullarda da bu durum geçerlidir. Bu dönemin veya durumun anayasa ve yasaları da özel mülkiyetin tüm imtiyazlarıyla korunmasının hukukunu esas almakla birlikte faşist olarak karakterize olurlar, faşisttirler. Böyle de olsa, faşist egemen sınıfların kendi anayasa ve yasaları toplumsal gelişme süreci karşısında ya da siyasi gelişmeler karşısında faşist egemen sınıfların iktidarlarını koruma ve gerici çıkarlarını sürdürme ihtiyaçları karşısında yetersiz kalırlar. Söz konusu hâkim sınıfların, salt askeri darbe dönemlerinde değil, genel kural olarak kendi anayasa ve yasalarını uygulamayıp çiğnemelerinin ve onların dışına çıkmalarının, hatta anayasal zemin dışında illegal örgütlenmelere başvurmalarının temeli burada yatmaktadır. Askeri faşist darbeler döneminde göstermelik olmaktan öteye geçmeyen parlamentolarını feshedip bir kenara atarak açık faşizme başvurmaları belli dönemlere has olsa da, bu dönemler dışında genel olarak anayasa ve yasalarını çiğner, çiğnemektedirler. Çünkü gerici ve faşist anayasalarıyla karakterize olan sistemleri esasta sürdürülemez bir sistem olup, toplumsal süreç ve siyasi-ekonomik gelişmeler karşısında tıkanır, egemen sınıflar iktidarlarını koruyup sürdürebilmek için anayasa dışına çıkan yasadışı uygulamalarla ya da ek faşist yasalarla anayasalarını takviye etme yoluna giderler.
Dün olduğu gibi, bugün de çıkarılan ve çıkarılmaya çalışılan faşist yasalar bu zeminde gündeme gelmektedir. İktidar ve egemenliklerini tahkim etme, iktidarları için tehdit olan siyasi gelişmeleri önlemek ve gerici çıkarlarını baltalayan her türden gelişmeyi bertaraf etmek için faşist anayasalarını yeni ek yasalarla desteklemektedirler. Tıpkı Demirel-Çiller dönemindeki ”kanun hükmünde kararnamelerle” yönetme süreci veya pratiği gibi…
Çok somut olarak, faşist Erdoğan-AKP iktidarı bugün özellikle Kürt Ulusal Hareketi’nin direniş ve karşı savaşı karşısında açmazlar yaşamakta, mevcut faşist anayasaları Kürt ulusuna karşı yürüttükleri pervasız katliam ve saldırganlığın ”ihtiyaçlarına” cevap verememekte, dolayısıyla yeni faşist yasalar çıkarılarak Kürt ulusu ve hareketine karşı en vahşi ve hukuksuz savaş sürdürülüp Kürt direnişi kırılmak, Kürtler teslim alınmak istenmektedir.
Kürt ulusunun yürüttüğü kahramanca direniş ve karşı savaş Erdoğan-AKP iktidarında önemli bir kırılma yaratmış, acze sürüklemiştir. Bu durumdan kurtulmak ve aynı zamanda Kürt ulusal direnişini ezmek isteyen mevcut iktidar, yürüttüğü soykırım katliamlarıyla yetinmeyip, uyguladığı faşist saldırganlığı daha da pervasız boyutlarda sergilemek için yeni yasalar çıkararak faşist katliamlarını yasal hukuk zeminine oturtmak istiyor. Ki, iktidarın Kürt ulusuna karşı yürüttüğü saldırganlık ve haksız savaşta hiçbir savaş hukuku tanımayıp insanlık suçu çerçevesinde bir pratik uyguladığı bilinmekte, tüm dünyaca izlenmekte, hatta yer yer uluslararası kamuoyunda tepkiler almaktadır. Şüphesiz bundan daha da önemli olan şey, Kürt Ulusal Hareketi’nin direnişi karşısında çaresiz kalıp güçlü devlet imajlarının yerle bir olması, ”Ezeceğiz, bitireceğiz, gömeceğiz” şeklindeki kafatasçı çığırtkanlıklarına karşı Kürt direnişinin daha da gelişerek büyümesinin karşısında yaşadığı panik hali ve karşı karşıya kaldıkları gerçektir. Tam da bu esastan kaynaklı olarak, her türden hukuku devre dışı bırakan, her türlü vahşi kıyımın önünü açan, anayasal merkezli yetki ve sorumlulukları en aşağılara kadar indirerek sınırsız saldırganlığı buyur eden, Kürt ulusuna (ve elbette ki tüm emekçi halk kitleleri ve onların örgütlü güçlerine, mücadelelerine) karşı en pervasız bir savaş ve katliamı serbest eden, hiçbir kural ve hukuk tanımadan Kürt ulusu ve devrimci halk kitlelerini kanlı bir zulümden geçiren, Kürt Ulusal Hareketi’ni her şey pahasına ezip yenmeyi ve tasfiye etmeyi hedefleyen bir saldırganlığın yasalarını çıkarmaktadırlar.
Devletin dizaynı ve tekçi anlayış
Daha doğru ifadeyle, Erdoğan-AKP iktidarı, yargı-yasama-yürütme üçlüsünün yetkilerini, aynı biçimde ordu-polis-mahkeme gücü gibi tüm güvenlik ve baskı güçlerinin yetkilerini, yani devlet makinesinden diğer baskı kurum ve araçlarının tüm yetkilerini Erdoğan elinde toplayıp ”Sultan”lığını ya da ”Başkan”lığını fiilen yerleştirip sisteme dönüştürmek istiyor. Aynı zamanda bu yeni yasalarla her türden mücadele, direniş ve muhalefeti bastırarak, tek adam sultasına endeksli tekçi ve tamamen militarist bir devlet ve yönetim biçiminin tesis edilmesi amaçlanıyor. Çıkarılan yeni yasaların bir anlamı ve karşılığı da budur.
Her iki anlamda da çıkarılan yeni yasalar özünde yasasızlığın yasalarıdır. Anayasa kapsamında hukuken ve belli biçimiyle uygulamada yürürlükte olan faşist yasa ve mevzuatlar, çıkarılan yeni yasalarla boşa çıkarılmakta, yasadışılık veya yasa tanımazlık kanunlaştırılıp meşrulaştırılmakta ve Erdoğan eksenli faşist bir diktanın temelleri atılmaktadır.
Yeni yasalar çerçevesinden ordu-polise getirilen yetkilerin, Erdoğan-AKP iktidarı dışında ordunun da adeta bağımsız bir güç odağı olacağına-olduğuna dönük yapılan değerlendirmeler yanılgılıdır. Ordu-polis güçlerine getirilen veya tanınan hukuksuz yetkiler, devlet veya iktidarda ikili bir güç odağının oluşması ya da gücün ikiye dağılması değil, bilakis merkezi devlet zemininde tüm gücün Erdoğan-AKP iktidarı tarafından kontrol edilmesidir esasta. Erdoğan-AKP iktidarını ordu-polis gücü veya kurumlarından bağımsız görmek veya bunları karşı karşıya koymak yanılsamadır. Ordu-polisin doğrudan Erdoğan-AKP iktidarına hizmet ettiği, onun kontrol ve denetiminde hareket ettiği açıkça ortadadır.
Ordu ve polise yeni yasalarla getirilen muafiyet ve koruma zırhı çerçevesinde, güvenlik güçlerinin yetki sınırlarının genişletilerek her türden hukuk dışılık ve sınırsız serbesti içinde hareket etmelerine olanak tanıyan, her türlü insanlık dışı uygulama ve katliamlarından dolayı yükümlü tutulamayacaklarına dönük çıkarılmak istenen yasalar, halk tarafından ya da onların deyimiyle ”milli irade” tarafından seçilmiş olan Kürt milletvekillerinin yargılanması ve tutuklanıp hapsedilmesine dönük parlamentoda onaylanılarak çıkarılan ”dokunulmazlıkların kaldırılması” yasası, keyfi gerekçelerle ”terör örgütüne yardım eden” belediye başkanlarının halkın oylarıyla seçilmiş olmalarına karşın siyasi iktidar (daha doğrusu Erdoğan) tarafından görevden alınarak yerlerine kayyum atanmasına olanak veren ve adına ”yerel yönetimler reformu” denilerek kamufle edilen faşist yasaların hepsi bu zeminde gündeme gelen faşist yasalardır. Ve bunlar mevcut iktidarın faşist karakterinin açık kanıtları olmaktan öteye, bu iktidarın kandan beslenerek kan dökmekten imtina etmediğinin ve etmeyeceğinin de aleni kanıtlarıdır.
Bu durum, Erdoğan’ın başkanlığı ve dikta ettiği iktidarın başta Kürt ulusu olmak üzere, tüm ülke halklarına karşı amansız baskı ve kıyımcı politikalarının başarısı temelinde çıkarılan faşist ve keyfiyetçi yasalara, diğer anlamıyla yasasızlığın yasalarına karşı, bu yasaların engellemeye kilitlenmiş kararlı, militan bir direniş ve mücadelenin sergilenmesini şart koşmaktadır.
Sorunu sadece Kürt ulusuna dönük bir mesele olarak ortaya koymak veya adı geçen yasalarla salt Kürt ulusunun hedeflendiği algısına kapılarak meseleye böyle yaklaşmak büyük bir hata olur. Çıkarılan yasalar Kürt Ulusal Hareketi veya Kürt ulusunun direniş ve savaşını ezmeye dönük özel bir anlamı olsa da, çıkarılan yasaların muhtevası ve hedefi tüm ezilen sömürülen emekçi halk kitlelerini kapsayan niteliktedir. Faşizm veya hukuk dışılık veya keyfiyetçi faşist diktatörlük veya yasasızlığın yasaları zeminindeki azgın gericilik Kürt ulusuna karşı en azgın dişlerini kullansa da, bu, sadece Kürt ulusuna has uygulanan bir diktatörlük ve saldırganlık anlamına gelmez, bilakis en geniş toplumsal kesimleri ilgilendiren ve elbette emekçi halk kitlelerini hedef alan bir diktatörlüktür. Kürt ulusuna uygulanan vahşi kıyım ve katliamlarla tüm topluma mesaj verilip toplumun korku atmosferinde uysallaştırılarak susturulması, sindirilmesi hedeflenmektedir. Ki, Kürt ulusuna uygulanan kıyımla aynı derecede olmasa da sosyalist, devrimci, demokratik güçlere ve mücadelelerine karşı da aynı faşist katliam ve baskılar uygulanmaktadır. Dolayısıyla adı geçen yasalara karşı direniş ve mücadele Kürt ulusunun olduğu kadar, en geniş emekçi halk kitleleri ve bunların siyasi örgütlerinin de görevi ve sorumluluğudur. Bu direniş ve mücadele, HBDH zemininde kararlıca örülmekle birlikte, bunun dışındaki devrimci ve demokratik güçleri de kapsamak durumundadır. Direniş ancak bu zeminde ortak mücadele ile başarıya taşınabilir, faşist yasa ve saldırganlıklar geri püskürtülebilir.
Gerici savaşı devrimci savaşla yanıtlamak, haksız savaşı haklı savaşla karşılamak, gericiliğe karşı ilerici güçlerle birleşmek, teslimiyet dayatmasını direnişle aşmak, köleleştirme savaşına karşı özgürlük mücadelesini yükseltmek, karşı-devrimi Sosyalist Halk Savaşı’yla alt etmek… İşte bilinç ve tavrımız budur, bu olmalıdır. Bunda hiçbir fedakârlıktan kaçınılamaz, kaçınılmamalıdır!



