Reformist ve bilumum yasalcı sağ tasfiyeci türevin ideolojik-siyasi norm, normal ve mantalitelerine uygun lafazanlık süksesiyle sahnelediği “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” biçimindeki bozuk koro, üzülerek belirtelim ki devrimci saflardan da belli bir ilgi görmektedir. Özellikle, devrimci savaş veya silahlı mücadele cephesinin, burjuvazinin geliştirdiği teknolojik savaş yeteneği karşısında taktiksel olarak yitirdiği pozisyon, devrimci hareket saflarındaki sarsılma filizlerini besleyerek büyüten önemli bir vesile olmuştur. “Silahlı mücadele yürütülemez” tespiti, içinden geçtiğimiz geçici/taktik sürece dönük somut ya da somuta dönük tespit olmaktan öteye, bahis konusu namlılar şahsında genel bir kanaate dönüşmüş, dönüşmektedir…

İroniktir; burjuvazi kalıcı biçimde başaramamasına karşın ve burjuvaziden önce, devrimcilerden veya devrimci sınıf hareketinden devşirme sağ tasfiyeci yasalcılar ve kıdemli reformist-revizyonistler silahlı mücadeleyi tedavülden kaldırmakta pek gayretli, oldukça heveslidirler. Oysa, revizyonist-reformist kulvar zaten ezelden beri silahlı mücadele düşmanlığı yapmaktadır. Dolayısıyla bunların bugün “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” demeleri kendi garabetlerini resmetmekten öteye geçmez…

Devrim veya mücadele aleyhine yaşanan ağır-zor koşullar ile yenilgi gibi spesifik süreçlerin, devrimci hareket saflarında sağ eğilim ve çizgilerin gelişmesine verimli zemin sunarak bunların yeşermesine tanıklık ettiği tecrübelerle bilinmektedir. Bu nesnel gerçeklik, sağ tasfiyeci reformist çizgileri normalleştirme ya da onlara hoşgörüyle yaklaşıp meşrulaştırma anlamına elbette gelmez. Aksine tutarlı, sert bir ideolojik mücadele ertelenemez devrimci görev, kaçınılamaz bir zorunluluktur. Devrimciler bundan ödün vermez, veremezler. Ödün veren devrimcilerin temel devrimci tutum açısından keskin yol ayrımına geldiği ve girdiği aşikardır. Zira tartışma konusu husus temel bir ilke meselesidir… Hiç kuşkusuz ki reformist-revizyonist kulvarın demagojik safsatalarına tamah eden ve devrimci çizgi duruşunda kırılma ya da savrulma yaşayanların kaderi, reformist/revizyonist kulvarla aynı limana demirlemek olacaktır…

Mücadele biçimlerini tartışmak, yeni tarz ve biçimlerin geliştirilmesini savunmak ve hatta kullanmak, siyaset, taktik ve hatta stratejiyi gözden geçirerek mevcut koşullara uygun özellikte takviye etmek vb. gibi tüm tartışma ve arayışlar elbette olağandır ve hatta günün ötelenemez ihtiyacıdır. Fakat bu tartışma farklı, “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” biçiminde ilkesel yol ayrımına giren tartışma daha farklıdır…

Silahlı Mücadeleye Başvurmanın Tüm Gerekçeleri Yerinde Durmaktadır

Dünyanın silah deposu haline getirildiği, emperyalist-kapitalist ve diğer gerici uzantı iktidarların bütçelerinin büyük bölümünü silah sanayine ayırdığı, her gün yeni silahlar geliştirdiği günümüz koşullarında dillendirilen “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” sözü boş bir safsata, burjuva bir zırvadan ibarettir. Zira, emperyalist dünyada silahlardan başka bir şey konuşmamakta, işgal-ilhakları ve gerici savaşları eksilmeyerek ekmek gibi silah kullanılmaktadır. Dahası, silahlı mücadele bir döneme indirgenemez, o bir devrim aracı, doğrudan devrim sorunu, siyasi iktidarın ele geçirilmesinin üstün biçimi, nihai yoludur. Silahlı mücadele dönemini kapatan yaklaşım, halkı burjuvazi karşısında silahsızlandırmakla maluldür. Bahis konusu dönemi kapatanlar neye göre, niçin ve hangi nedenler temelinde kapamaktadır. Sadece “kapanmıştır” demekle silahlı mücadele dönemi kapanmaz.

Silahlı mücadele, faşizmin hüküm sürdüğü şartlarda burjuvazinin devrimci yoldan yıkılıp tasfiye edilmesi için başvurulan devrimci zor-şiddetin somut ya da özgün ve temel biçimidir. Göreli şart ve koşullarda ve bu şartlar temelinde ya da faşizmle yönetilmeyen ülkelerde, siyasi iktidar mücadelesinde başından itibaren silahlı mücadele biçiminin kullanılmaması, onun döneminin bittiği anlamına gelmez. Silahlı mücadele veya devrimci zor-şiddet devrimde stratejik bir unsur, ilkesel bir sorundur… Uygulanan yönetim veya devlet/iktidar biçimine bağlı olarak, devrim farklı mücadele biçimleriyle örgütlenip geliştirilse de son tahlilde zor-şiddete, silahlı mücadele ve devrimci savaşa dayanmaya muhtaçtır. Öyle ki onsuz siyasi iktidarın ele geçirilmesi ve devrimin gerçekleştirilmesi tasavvur edilemez…

“Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” diyenlere (ve özelde ÖDP/Sol Parti eski genel başkanı Alper Taş’a da) sormak gerekir; ülkeye demokrasi mi geldi, demokratik veya sosyalist bir iktidar mı kuruldu, yoksa ülkede faşizm bitti, kendi hukukunu dahi tanımayan pervasız keyfiyetçi yönetim ya da iktidar dönemi kapandı, tek adam sultasıyla her eleştireni hapse tıkayan iktidar demokratlaştı mı ki “silahlı mücadele dönemi kapandı” demektesiniz? “Halkı yanıltmaya dönük yanıltıcı bilgiyi açıktan yayınlamak” suçundan parlamentoda konuşan vekillere soruşturma açan bir iktidar ve yönetim biçimi faşist değil de demokratik midir ki düzen içinde yan-yana barış içinde yaşayıp demokratik yarış yapalım?…

Yeri gelmişken, bir parantez açarak dikkat çekelim; “halkı kandırma amacıyla yanıltıcı bilgiyi yayma/yayınlama” gibi ucube bir suçtan vekiller hakkında soruşturmanın açıldığı koşullarda, “Çerçeve Yasa” olarak Meclis’e getirilen infaz ertelemesinin bir manası, bir güvencesi ve garantisi olabilir mi? Konuşmanın, eleştirmenin, gerçekleri dile getirip halka duyurmanın suç olarak telakki edilip soruşturmalar açarak uygulandığı şartlarda, gelen PKK’liler nasıl siyaset yapacak? Nasıl demokratik toplum ve demokratik cumhuriyeti birlikte inşa edecek? Her Kürt örgütlenmesi, propaganda ve faaliyetinin “halka yanıltıcı bilgi yayma” olarak mütalaa edilip cezalandırılmayacağı ve ertelenmiş infazların yakılarak ilgili Kürt dinamiklerin zindanlara tıkılmayacaklarının hiçbir güvencesi yoktur. Yani, Kürtlere reva görülen şey, “sus, konuşma, örgütlenme, siyaset yapma” olacaktır…

Silahlı mücadeleye başvurmanın tüm gerekçe ve sebepleri her açıdan yerinde durmaktadır. Dolayısıyla silahlı mücadele döneminin kapanması bir çarpıtma, kaba bir yalandır. Evet, mevcut şartlarda, taktiksel manada ve geçici bir süreç olmak kaydıyla, silahlı mücadele fiilen yürütülememektedir. Daha doğrusu, silahlı mücadele yürüten devrimci dinamikler, düşmanın teknolojik savaş gereçleriyle elde ettiği geçici üstünlük ve bunun sağladığı sonuçlar gibi çeşitli vesilelerle silahlı mücadeleyi yürütememekte, yürütme yeteneği gösterememektedirler. Ama bu, silahlı mücadele döneminin (ilelebet) kapandığı anlamına gelmez, bilakis taktiksel dönem itibarıyla yürütülemediği ve silahlı mücadele dinamiklerinin sürecin sorunlarını henüz aşamadığı, dolayısıyla yetersiz oldukları anlamına gelir. Hepsi bu. Silahlı mücadelenin güçler dengesinden kaynaklı taktiksel bazı gerilemeler yaşaması ve bundan kaynaklı mücadele alanlarında taktiksel “üstünlüğü” karşı devrime kaptırması vb. demek ayrı şey, fakat “dönemi kapanmıştır” demek bambaşka bir şeydir. Ki bunu diyenler “silahlı mücadele artık tarih olmuştur” demektedirler ve bu manada “dönemi kapanmıştır” demektedirler…

Prensip Olarak Hiçbir Mücadele Biçimini Reddetmiyoruz!

Verili bir süreçte, silahlı mücadelenin taktiksel gerilemesi, hatta yürütmenin şartlarının taktiksel süreç bakımından daha da zorlaşması başka bir şey, onun döneminin kapandığı tespiti daha başka şeydir. Silahlı mücadelenin taktiksel olarak gerilemesi somut bir mesele, somut bir sorun ve bir gerçektir. Bu, içinden geçilen döneme hastır. Ve söz konusu somut durum-koşul-süreç mutlak değildir. Birinci boyutu ile, sürecin iç çatışmalı hali bu durumun değişme koşulunu oluştururken, bir diğer ve en önemli boyut, silahlı devrim fikrini savunan devrimci ve komünist güçlerin, silahlı mücadeleyi geliştirecek, ileri sıçratacak teknik-taktik olanakları örgütleme perspektifidir. Bu tamamıyla taktik siyaset sorunudur. Silahlı mücadele döneminin kapandığı tespiti ise, stratejik akla dayanan ve onun bir yöntem, biçim veya yol olarak tamamen ortadan kalktığı manası taşır ki bu tespit somut koşul veya mevcut durumla alakalı olmayıp temel bir ideolojik-siyasi çizgiye dayanır. Reformist-revizyonist kulvarın kalıcı silahlı mücadele inkârı ve çürük mantığı yatmaktadır bu tespitin arkasında…

Prensip olarak hiçbir mücadele biçimini reddetmemek otoritelerin öğüdüdür. Aynı biçimde hiçbir mücadele biçimini tekleştirip mutlaklaştırmamak ya da muhtelif bir biçimin mutlak suretle tarih olmayacağı da diğer bir doğrudur. Bugün geçersiz olan, yarın geçerli hale gelebilir ya da tersi… Fakat silahlı mücadele esasta bir biçim sorunu değildir. O bir devrim sorunudur; devrimci zor özdeşliğinde siyasi iktidarı ele geçirmenin değişmez yolu, tarzıdır. Nasıl örgütlenip hangi mücadele yöntemi benimserseniz benimseyin, son tahlilde zora-şiddete-silaha başvurmak zorundasınız. Nihai noktayı koyan unsur silahlı savaştır.

Mücadele biçimleri, yöntemleri vb. somut, siyasal ve tarihsel koşullara göre değişir. Bunu inkâr etmek Marksizm bilimini (dolaylı olarak) reddetmekle eştir. Evet mücadele biçimleri değişir fakat gerici sınıfların karakteri değişmez, devrimin manası değişmez; iktidarı rızasıyla vermeyecekleri için onu zorla almak değişmez stratejik tarzdır. Devrim bir zor-şiddet eylemidir. Reformist-revizyonist beylerin içten düzeni iyileştirme, düzen içinde burjuvaziyle birlikte yaşayarak seçimler yarışında onları yenerek devleti/iktidarı içten değiştirmek boş bir hayaldir. Dört başı mamur bir burjuva çarpıtma, katıksız bir devrim düşmanlığıdır…

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için altını çizerek tekrarlayalım; bugün ülkede silahlı mücadele/savaş yürütmek, en azından eski tarzda yürütmek irademizden bağımsız olarak esasta mümkün değildir. İHA-SİHA ve bunlarda kullanılan teknoloji, hatta yapay zekaya dayalı araç-gereç ve savaş teknolojisi düşmana taktiksel açıdan da olsa büyük bir üstünlük sağlamış, mevcut yöntemlerle uygulanan silahlı mücadele/savaş cephesine ise ağır sonuçlar yüklemiştir. Taktik zeminde cereyan eden bu sürecin yarın değişmesi kaçınılmazdır. Bu sonsuz bir üstünlük veya mutlak biçimde aşılmaz bir engel değildir. Dolayısıyla sürecin geçici ve taktiksel bir süreç olduğu, bu anlamda muhtelif bir mücadele biçimini tarihe gömdüğü söylenemez. Silahlı mücadele stratejik ve ilkesel olarak değil, somut durumda bu taktiksel sorunla karşı karşıyadır. Bunu “dönemi kapandı” biçiminde abartmanın en iyimser biçimi ideolojik kırılmadır…

Evet bugün silahlı mücadele büyük açmazlarla karşı karşıyadır. Bu, devletin silahlı mücadeleye karşı geliştirdiği önlem ve kullandığı teknolojiye dayalı araç ve yöntemler zemininde anlam kazanmaktadır. Öte taraftan silahlı mücadele güçlerinin devletin geliştirdiği bu önlem ve araçlar karşısında alternatif bir yol-yöntem geliştirememesinden kaynaklanmaktadır. O halde, bu şartların değişmesi durumunda silahlı mücadelenin yürütülmesi pekâlâ mümkün ve zorunluluktur. Masaların kurulmasına, anlaşmaların yapılmasına ve “barışın” sağlanmasına yol açan yegâne kuvvet silahlı mücadeledir. Silahlı olarak örgütlenmiş baskı ve zor aracı olan devlete karşı zor eksenli örgütlenmekten başka bir yol yoktur. Devlet zora başvururken devrimcilerin zoru reddetmesi açıkça bir teslimiyettir.

İktidarını varlık gerekçesi sayarak onu her şey pahasına koruyup sürdüren burjuvazinin barışçıl mücadelelerle iktidarını devretmesi mümkün değilken, siyasi iktidar perspektifine sahip devrimci parti-örgütün bu devletle barış içinde yaşaması ve yarışması da mümkün değildir. Siyasi iktidar mücadelesi demokratik haklar ve reformlar uğruna mücadele derekesine indirgenemez. Her mücadelenin şartları vardır ve bu şartlar aslen burjuvazi tarafından, devlet ve iktidarlar tarafından koşullanır. Faşist devlet ve komprador tekelci burjuvazi proleter devrimcilere zor ve şiddeti dayatmaktadır. Devrimcilerin bu dayatılana uygun pozisyon almaması ve buna uygun mücadele metotlarına başvurmaması düşünülemez. Sorunu siyasi iktidar olmayanların “silahlı mücadele geçersizdir” vs.  demeleri kendileri açısından tutarlı ve doğruluğu-yanlışlığından bağımsız olarak anlaşılırdır. Fakat proleter devrimciler açısından durum tamamen farklıdır. Devrimden vazgeçip reformlar için mücadeleyle yetinmeyecekleri için, proleter devrimcilerin silahlı mücadelenin üstünü kapatıp geçmeleri düşünülemez.

Özetlersek;

Bugün silahlı mücadeleye sela okuyanların gerekçeleri; i) düşmanın teknolojik savaş araç-gereçlerini(özellikle İHA-SİHA) kullanarak silahlı devrimci mücadele güçleri karşısında(dağda-şehirde) taktiksel üstünlük sağlamasına, ii) yine üstün teknolojiye dayalı yüz okuma, Mobese, kızıl ötesi vb. şeklindeki kamera, görüntü alma, teknik takip ve denetim unsurlarıyla illegal mücadele güçleri üzerinde büyük bir kontrol/denetim kurarak inisiyatif üstünlüğü ele geçirmesi ve silahlı/illegal mücadele güçlerini etkisiz kılmasına, iii) silahlı devrimci mücadele güçlerinin düşmanın teknolojiye dayalı üstünlüğünü boşa düşürememesi ve düşürecek alternatif yöntemler, yeni biçimler, çözümler geliştirememesi, dolayısıyla devrimci varlık gerekçesi saydıkları mücadele biçimini hayata geçiremez duruma gelmelerine dayanmaktadır. Bütün bunların esasta doğru olduğunu ekleyelim. Yani, bu gerekçeler objektif gerçeklerdir fakat bunlardan çıkarılan “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” tespit görüşü hatalıdır.

Örneğin, düşmanın teknolojik üstünlüğünü boşa çıkaracak yöntemlerin geliştirilmesi ya da silahlı mücadelede farklı biçimlere başvurulması durumunda, silahlı mücadele güçlerinin silahlı mücadele yürütmesi tamamen mümkün olacaktır. Kısacası sorunun bir boyutu teknolojik üstünlük iken, diğer boyutu ise, insanın bilinçli dinamik rolüdür. Bu durumda, mesele devrimci güçlerin yaratıcı yöntemler geliştirip-geliştirememesi; yeni yöntem ve biçimleri bularak çözüm üretememeleri ile birlikte düşmanın teknolojik üstünlüğünü boşa çıkaracak araç ve yaratıcı yollar açamaması durumudur.

Bu noktalarda sağlanacak değişiklikler ve devreye sokulacak biçim ve yöntemlerle silahlı mücadelenin yürütülmesi şartları yeniden doğmuş olacaktır. Fakat şu bir gerçek ki silahlı gerilla savaşı veya silahlı mücadele ve eylem biçimleri, bugün eskisinin aynısı olarak tekrar edilemezler. Yeni yol-yöntem, biçim ve araçların devreye sokulması genel bir gereksinim, hatta zorunludur… “Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” deme yerine onu daha yaratıcı ve farklı yöntemlerle, farklı biçimlerle uygulama üzerine yoğunlaşmak devrimci çizgi gereğidir. Havada füzeler eksik olmazken, devrimcilerin “silahlı mücadele dönemi kapanmıştır” demesi zorlama olduğu kadar, gülünçtür de. Revizyonist-reformistlere sözümüz yok, onlar ezelden beri silahlı mücadele düşmanıdır. Fakat ne devrim ne de mücadele onların omuzlarında değil. Proleter devrimcilerin omuzlarında ve hepsinden de önemlisi proleter devrimci çizgi ve siyaset temelinde gelişmiş, gerçekleşmiştir. Unutmamak gerekir ki “Ordusu olmayan bir halkın hiçbir şeyi olamaz.”

Önceki İçerikKürt Ulusunun Kaderi, Faşizmin “Çerçeve Yasa”sı İçine Hapsedilmek İsteniyor
Sonraki İçerikHaydar Kutan, Londra, Bielefeld ve Mulhouse’de anıldı