‘’Referandum İradesini Ortaya koyan Kürdistan Halkları Olmuştur’’

 Bölge ve uluslararası siyasal denklemler bağlamında hem egemen güçler ve hem de devrimci, komünist ve ilerici dinamikler cephesinden ve tabiî ki dört parçadaki mazlum Kürt ulusu tarafından ciddi siyasal ve ideolojik tartışmalar atmosferinde gündemleşen ve başta ‘’TC’’ devleti olmak üzere uluslar arası ve bölge gerici güçlerinin bütün saldırı, tehdit ve engelleme çabalarına rağmen başarılı bir şekilde sonuçlanan ve Kürt ulusu başta olmak üzere Güney Kürdistan’daki diğer halkların siyasal iradesiyle sonuçlanan bağımsızlık referandumu dolayısı ile öncesinden başlayarak hem Kuzey ve hem de Güney Kürdistan’da önemli çalışmalarda bulunan ve referandum sürecinde de bir heyetle Güney Kürdistan’da bulunan ÖSP(Özgürlük ve Sosyalizm Partisi) genel başkanı Sinan Çiftyürek ile yaptığımız röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ(05.10.2017)- Öncelikle bütün tehdit ve şantajlara rağmen ulusal sömürüye karşı Güney Kürdistan halklarının göstermiş olduğu iradeye saygı duyuyor ve selamlıyoruz. Sizler referandum tartışmalarının başladığı günden bugüne kadar bağımsızlık referandumunu destekleme inisiyatifinin aktif bileşeni olarak Türkiye-Kuzey Kürdistan’da bir dizi toplantı ve görüşmeler gerçekleştirdiniz. Bura halklarının referanduma yaklaşımı ne düzlemdeydi?

Sinan Çiftyürek (ÖSP):Teşekkür ederim, sağ olun. Öncelikle tüm Halkın Günlüğü okuyucularını selamlıyorum, başarılar diliyorum. Serkeftin dîxwazın. Başta, şunu belirteyim; bizim son dönemde gözümüz kulağımız 25 Eylül’e kadar Hewlêr ve Rojava’da ise özellikle Afrin’deydi. Hewlêr’deydi çünkü bağımsız referandum nedeniyle tehdit alıyordu, Afrin’deydi çünkü Türkiye Cumhuriyeti üç cepheden kuşatmış, Güney’den de İdlib üzerinden kuşatmak istiyordu, bir işgale girişmek istiyordu o nedenle biz gözümüzü kulağımızı dün bu iki yere odaklanmıştı. 25 Eylül’le birlikte Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu başarıyla sonuçlandı, Afrin üzerine tehlike devam ediyor. Şimdi hepimizin bütün halklarımızın, gözü-kulağı 1 Ekim’deki Katalonya halkının bağımsızlık referandumunda olmalı. Dileriz Katalonya bağımsızlık referandumunda da büyük bir çoğunlukla evet çıkar. Yüzde 50-55 değil 65 üstü çıksın ki hem Katalon siyasetinin elini güçlendirsin aynı zamanda uluslararası alanda meşru bir zemin yaratsın.

Güney Kürdistan’a gelince; biz beş parti bağımsızlık referandumu kararı alındıktan sonra şuradan hareket ettik; “bizim acımız, kültürümüz, tarihimiz, coğrafyamız bir; sevinçlerimiz de bir, acılarımız da bir olan Güneyli kardeşlerimiz bağımsızlık referandumuna gidiyorlar. Biz oy kullanmayacağız ama yine de bizim bir şeyler yapmamız lazım, biz ne yapabiliriz diye bir soru sorduk kendimize. 15 Haziran’da Diyarbakır’da bir Çalıştay gerçekleştirme kararı aldık. Diyarbakır Barosu, ticaret odası, sanayi odası gibi 11 sivil demokratik kurum ile 60-70 civarında bağımsız şahsiyetin desteklediği Çalıştayı gerçekleştirdik. Çalıştayda da 13 kişilik bir yönetim oluştu. Biz Çalıştayın fikriyatı ve önerileri doğrultusunda 13 kişi bir araya geldik. Kendi içimizde bir Sekretarya seçtik. O sekretarya hem Çalıştayın hem 13 kişilik İnisiyatifin görüş ve önerileri doğrultusunda bir çalışma programı koydu önüne. Kürdistan’ın belli başlı kentlerinde ve Türkiye’nin belli başlı metropollerinde panel-konferans yapma kararı aldık. Halka çağrımız bildirimiz, bir de bildirgemiz vardı ki daha çok siyaset kadrosuna dönüktü o bildirge.

Ayrıca Ankara’da gücümüz yettiği kadar, yapabildiğimiz kadar sivil-siyaset ayrımı yapmadan AKP’den CHP’ye, bütün sosyalist hareketlere, sendikalara Avrupa Birliği ve Amerikan Konsolosluklarına vb. bütün kurumlara gideceğiz anlatacağız, çağrıda bulunacağız dedik ve bu programı kaba hatlarıyla gerçekleştirdik. Şimdi raporda hazırlıyoruz, çünkü yeni bir Çalıştay düzenleyeceğiz. Bir Çalıştayla bu işe başladık, bir Çalıştayla da bitireceğiz. Bize o yetkiyi verenlere bir nevi hesap vereceğiz; biz ne yaptık 3-4 ay boyunca

 Ne yaptık özetle şu; yapacağımız Van, Batman ve Diyarbakır panelimiz valilik tarafından iptal edildi, yasaklandı. Adıyaman, Kızıltepe, Urfa, Antep, İzmir panelleri gerçekleşti. Bir de İstanbul’da hem Güney’den hem de uluslararası alanda konuşmacıların katılımcı olduğu, Türkiye’den de belli aydınların katıldığı konferans düzenlendi. Biz partiler katılmadık oraya, biz izleyiciydik. Dışarıdan gelen kadroların, Türkiyeli aydınların katıldığı iyi bir konferans düzenlendi.

Panellerimize ilgi vardı. Özellikle Kızıltepe’de beklenmedik bir ilgi vardı. Biz inanıyoruz Batman, Van, Diyarbakır’da da olacaktı. Diyarbakır’da 500 kişilik bir salon tutmuştuk. Panel günü gittiğimizde panzerlerle çevrili gördük orayı maalesef. Diğer bütün panellere bir ilgi vardı. Mesela Antep panelinde oradaki bütün partiler gelmişti. Türkiye sosyalist hareketinden de partiler gelmişti. ESP, SYKP, HDP, DBP, Yeşiller Partisi; herkes gelmişti, oradaydı, ciddi bir ilgi vardı.

Bir kere bütün panel ve konferanslarda biz şunu gördük; buranın üzerinde çok ağır bir baskı atmosferi var. Olağanüstü Hal var. Bir de hendeğin yarattığı ağır tahribat var. Ona rağmen halkın yüreği, kalbi, gözü Güneydeki kardeşlerinin bağımsızlık referandumundaydı.

İki; bütün herkesin bize söylediği çok güzel bir şey yapıyorsunuz, çok anlamlı bir şey yapıyorsunuz. Referandum sonrası Kuzey’de de siyaset iklimi değişecek. Urfa’da özellikle o soruyu sordular bize. Bu yeni süreçte partilerimiz bu yükü omuzlayabilecekler mi, yeni gelişmeleri göğüsleyecekler mi? Birçok yerde bize sorulan temel soru buydu.

Üç; Ankara’daki sivil ve siyasi kurum görüşmelerimize gelince;  maalesef bazılarını bize randevu vermediler. Yani üzüldük, mesela Pir Sultan Abdal Derneği’nin bize randevu vermemesine üzüldük. Burada sosyalistlerin olduğunu biliyorduk. Israr ettik bize randevu vermediler. Ben espri yaptım, dedim ki; “Bakın Hacı Bektaş Anadolu ve Kültür Vakfı bize randevu verdi, sosyalist yoldaşlarımızın etkin olduğu kurum bize vermedi. Herhalde Barzaniciler geliyor diye vermemişlerdir dedim. Yani şunlara bak bu saatte kalkmışlar yollara düşmüşler, bu feodal aşiret ağalarını destekliyorlar” diye düşündüler mi diye de bizim heyete söyledim.

Biz görüştüğümüz bütün kurumlarda ilgi gördük. Tüm kurumlara giderken özetle; “Güneyli kardeşlerimiz kendi kaderlerini tayin için barışçıl demokratik bir referanduma gidiyorlar. Sizden referandumu ve açığa çıkacak iradeyi tanımaya çağırıyoruz. Ayrı bir heyet gönderip orada demokratik bir referandum yapılıyor mu yapılmıyor mu, beş resmi dil uygulaması, 8 farklı inanca diyanette eşit temsil hakkı, dört dilden oy pusulası basımı ve ‘çok bölgeli, çok inançlı demokratik federal Kürdistan kuruyoruz’ söylemleri var gidin yerinde gözlemleyin bunları ve gelin Türkiye halklarına gerçeği anlatın” çağrılarımızı herkese yeniledik.

CHP ile görüştüğümüzde Genel Başkan Kılıçdaroğlu bizi içtenlikle dinledi. Bizim sözcünün yanı sıra heyette bulunan parti başkanları ve diğerleri ayrıca konuşarak bilgi verildi ve taleplerimiz iletildi. Şunu da gördük, CHP liderinin Güney Kürdistan hakkında yeterince bilgisi olmadığı kanaatine vardık. CHP’de yeni bir arayışın olduğunu sezdik. Ama bu devlet katından gelen bir arayış mı yoksa CHP’nin kendi içinden gelen bir arayış mı? Devlet katında şöyle bir arayış olabilir diye düşündük; “AKP ile 15 yıldır idare ettik bundan sonra Kürtleri AKP üzerinden rejime bağlayamayız, CHP’yi deneyelim” yanı tahterevalli gibi şeyde olabilir.

Avrupa Birliği ilgiliydi. Yani iyi takip ediyorlar. Katılan heyet bize çok ayrıntılı sorular sordular. Uzun uzun konuştuk. Amerikalılar ise daha resmi davranarak kendi devlet görüşlerini tekrarladılar.

HDP’ye Genel Merkezine gittik, Osman Baydemir ve heyet bizi içtenlikle karşıladılar. Zaten dedik ki, “size destekleyin diye gelmedik, siz de destekliyorsunuz birlikte ne yapabiliriz” geldik sizi ziyaret etmeye. HDP Parti Meclisi kararı var destekliyordu, DBP ise hayır diyordu. Bu bir sıkıntıydı. Kendileri de dile getirdi, biz de dile getirdik. Bunun aşılması için çaba harcayalım dedik. Sanırım şimdi referandum sonrası yeni ulusal demokratik birlik çalışmaları gündeme gelecek ve tüm partilerimize çağrılar çıkartacağız yakında.

KESK, Türk Tabipler Birliğine (TTB), TMMOB’a gittik, Özellikle TMMOB’nde Güney Kürdistan’ın artılarını ve çağrımızı yeniledik. TMMOB’a giderken sözcü bendim, dedim ki “sayın başkan ben rahat konuşmak istiyorum. Ben bunları size anlattım. İnanç özgürlüğü var, dil özgürlüğü var, yani beş resmi dil uygulaması vb, din ve inanç bakımından bölgenin özgür alanı olmaya aday. Sizin vücut diliniz bana inanmadığınızı gösteriyor. Siz inanmıyorsunuz, sizden ricamız var dedim. Kurum olarak oraya bir heyet gönderin. Gerçekten Kürtler bu adımları attılar mı yoksa biz fotoğrafın gerçeğini size yansıtmıyoruz muyuz? Buyurun gidin görün.

Dolayısıyla bütün kurumlara şunu söyledik; bir halk, bir millet kendi kaderini kendisi tayin etmek istiyor, buna destek olun. Her halk gibi Kürt halkının da kendi kaderini tayin etme hakkı var. Ayrıca Şii rejimi ayrılmaktan başka bir seçenek de sunmuyor Kürtlere, yani Şii rejimi, şu anda Kürt halkına dışlayıcı davranıyor. Örneğin; bütçelerini ödemiyor, Peşmerge’ye gerekli ödeneğini ödemiyor, Kerkük’te 2007’ye kadar referandum yapılacaktı, Bağda’da mı bağlı kalacak Kürdistan’a mı bağlanacak. Her defasında bunu erteledi Bağdat. Yani tek seçenek var, ayrılmak, başka bir seçenek bırakmıyor. Dolayısıyla bu nedenle de sizden destek istiyoruz. Gördüğümüz Erdoğan’ın avukatları hariç (onlar hükümetin resmi tutumunu dile getirdiler) herkeste bir destek tutumu vardı. Türkiye sosyalist hareketinde de biz bu tutumu gördük o bizi sevindirdi.

Özellikle Pir Sultan üzerinden sosyalistlere bir sitem gözlemledik, onun üzerinden şunu sormak istiyoruz: Türkiye-Kuzey Kürdistanlı sol-sosyalist kurumlar bu süreçte ulusal sorunu tekrar tartışır hale geldi, yani bir anlamda turnusol kâğıdı işlevi gördü; kimileri buna Barzanistan devleti dedi, kimileri de iç tartışmalardan ziyade bunun bir hak olduğunu dile getirdi. Siz bu konuda ne demek istersiniz?

SÇ: Türkiye sosyalist hareketine dönük şunu söyleyebilirim; bu süreçte birkaç parti hariç, Vatan Partisi ya da Halkın Kurtuluşu Partisi gibi partiler hariç genelde tutum olumluydu. Elbette bunların dışında da bazıları tabi ki olumsuz bir tutum aldılar. “Barzanistan kuruluyor” vb. dediler, “Amerika’nın uşağı” dediler. Bu tutumlar tabi ki Kürt halkını, Güney’de de, Rojava’da da Kürt siyaset kadrosunu incitti. Demin de dedim, burada bir “Barzanistan” kurulmuyor. Kerkük zaten Barzanistan’ın kurulmadığının altını çizdi ve dünyaya ilan etti. Kerkük’te nüfusun yüzde 65’i civarı Kürt ama Kerkük yüzde 78 sandığa gitti ve yüzde 80 evet dedi. Düşünebiliyormusunuz, Kerkük’te Türkmen, Arap, Süryani, Müslüman, Hıristiyan. Herkes evet dedi. Yani Kerkük tarih yazdı ve yüzyıllık bir tartışmayı bitirdi.

Kerkük halkları Kerkük, Türkmen, Arap, Kürt, Müslüman, Hıristiyan, Musevilerin ortak kentidir ama coğrafya olarak Kürdistan’ın bir parçasıdır” diyerek tarihi tartışmayı yani Kerkük üzerindeki kimlik tartışmasını demokratik referandumla bitirdi.

Güney Kürdistan’da Kasım’da seçim yapılacak. Barzani ve ailesi aday olmayacak. Kendisi kurulacak Kürdistan’da başkanlığa aday olmayacağını belirtiyor. Barzani’nin bu açıklaması üzerine Kerkük valisi Necmettin Kerim’in KDP’nin desteğiyle başkanlığı aday olursa kimse şaşırmasın. Barzani başkan olmasa da bir ağırlığı elbette olacaktır. Türkiye sosyalist hareketinden (isim vermeyeyim) önemli bir kesiminde bu süreçte bir tutum değişikliği gözlemledik, olumlu bir gelişme gördük, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı olduğunun altını çizdiler. Şu kaygıyı taşıyorduk hani bu emperyalizmle ilişki meselesi bir açmazdır sosyalist harekette ki bizim için de bir açmazdır. Biz Amerika’nın ne olduğunu biliyoruz, Vietnam’dan biliyoruz, Kürt tarihinden biliyoruz. Amerika ile ya da Batı’yla ilişkiler nedeni ile Türkiye sosyalist hareketi bir açmazdaydı ama o ilişkiler Türkiye sosyalist hareketinin Kürtlerin kaderini tayin hakkını savunmalarının önünde bir ambargo oluşturmadı, bu olumlu bir gelişme. Şunu ekleyeyim, benim kanaatim, Türkiye Sosyalist Hareketi bu saatten sonra genelde Kürdistan’a bakışı özelde güney Kürdistan’a bakışını masaya yatıracaktır, yatırması da gerekiyor. Aynayı artılarına tuttuğumuz konulara onlar da bakıyorlar yani 5 dil meselesine, 8 inanç meselesine, federal demokratik Kürdistan kuracağız tartışma ve söylemlerine. Bunun üzerinde Türkiye sosyalist hareketinin politikalarını gözden geçireceğini, gözden geçirmeleri gerektiğine de inanıyorum, çağrıda bulunuyorum.

Türkiye’den biraz Güney’e inmek istiyoruz, Güney Kürdistan referandumunu yerinde izlediniz, oraya dair gözlemleriniz nelerdir kısaca anlatabilir misiniz?

SÇ: Biz aynı heyecanı yaşamak için oraya gittik, biz de bu karnavala katılalım ne oluyor ne bitiyor dedik. Yerinde gözlemde bulunalım hem buradan hem de Avrupa’dan yoldaşlar geldi. Giderken de kendi aramızda konuştuk, biz sokağı gözlemleyeceğiz, siyaset kadrosunun ne dediğini biliyoruz zaten. Takip ediyoruz, okuyoruz. KDP ne demiş, Goran ne demiş az çok biliyoruz. Bizi ilgilendiren esas Kürt halkıdır, Kürdistan halklarıdır. Kürdistan’da yaşayan bütün halklar bütün inançlar ne diyorlar. Onu gücümüz yettiği kadar, dilimiz döndüğü kadar anlamaya çalıştık.

Ne gördük? Gördüğümüz şey şu oldu:

Bir kere bizim gibi 4 parçadan herkes ordaydı. Hatta birileriyle görüştük, ta İran Horasan’ından gelmişler. Yani İran’ın Kürdistan bölgesi değil Pakistan sınırında orda 2,5 milyon civarında Kürt yaşıyor. “Siz bizi hiç duymuyorsunuz. Yakında göreceksiniz büyük bir çıkışı oradan yapacağız” dediler. Kısacası Dünya’nın dört bir yanından Kürtler oradaydılar. Oradaki heyecanı yaşamak, oradaki halaya katılmak istediler, katıldılar da.

İkincisi sokakta neyi gördük, inanın kiminle konuştuysak bize verdikleri mesaj şu oldu: “an serkeftin an neman êdi bese yani Ya bağımsızlık, ya ölüm, yeter artık şu Arap rejiminden yakamızı kurtarmamız lazım” dediler.

Üçüncü gözlemimiz şu oldu ki bunu 26 Eylül akşamı daha net gördük, Kürdistan halkları aslında zihinlerinde 25 Eylül’ü zaten çözmüşlerdi yani onlar gayet eminlerdi yüzde 90 çıkacağından hiçbir şüpheleri yoktu. Kiminle konuştuysak bize zafer işareti yaparak hiç şüpheniz olmasın yüzde 90’dan aşağı çıkmaz diyorlardı. 25’in akşamı saat 6’dan sonra sokağa çıktığımızda biz onu gördük zaten. Sonuçlar daha açıklanmadan çoluk, çocuk, kadın, erkek herkes Kürdistan bayraklarıyla meydanlardaydı ve kitleler kendilerinden eminlerdi. Dolayısıyla bir şeyin altını çizmek istiyorum hem de ilk sorunuzla bağlantılı olarak; görüldü ki esas kararlı davranan ne Mesut Barzani’ydi ne diğer siyaset kadrosuydu esas kararlı davranan Kürdistan halklarıydı. Onlar siyaset kadrosuna da o kararlılığı verdiler. Mesud Barzani’nin şu söylediği, “karar partilerin kararı değil bu karar Kürdistan halklarının kararıdır” bizim zihnimizde daha netleşti. Orda çok net gördük ki eğer onlar geri adım atsalardı Kürt halkı bunun hesabını çok ağır soracaktı. Kürt halkı meseleyi çözmüştü zihninde, Kürt siyaseti de başta Barzani olmak üzere hakkını yememek lazım kararlı davranan Kürdistan halklarının iradesi yansıttılar kararlı durdular.

Dördüncü gözlemimiz, özellikle biz şeyden yani Kürt siyasetinin kendi iç çelişkilerinden  kaygılıydık bu referandumun sonuçlarına da yansır diye. Kürdistan’da önce 17 partiden 15 parti bir araya gelip  ortak karar aldılar sonra meclise onaylattılar. Bu bizi rahatlattı çünkü meclis kararı haline gelince Goran ve Komela İslami gibi karşı çıkanlar da karar değiştirdiler yani meclis kararından sonra tutumlarını esnettiler. Son anda Goran lideri sandık başına giderken ben evet diyeceğim dedi. Dolayısıyla İran gibi Türkiye gibi komşu devletlerin ellerinin Kürdistan’ın iç siyasetteki çelişkilerine oynamasının önüne geçtiler. Bu açıdan başta YNK ile KDP’nin ortaklaşması tarihi anlamda önemliydi.

Beşincisi; Güneydeki Türkmen de, Sünni Arap aşiretleri de, Êzidîsi de kendilerini özgürce hissedecekleri için bağımsız Kürdistan’a oy verdiler. Şengal’de yüzde 90 evet çıktı. Böylece bir süredir Kürt siyaseti arasında bir iç mesele olan Şengal meselesi de referandumla çözümlendi. Şengal halkı kararını verdi.

Özellikle bu kararı Güney Kürdistan halklarının kendisi aldı. Yani Barzani’den ziyade bura halkları aldı. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a yansıyan daha çok Barzani’nin iktidarını sağlamlaştırmak hatta parlamentonun geç açılması veyahut da parlamento kararının geç alınması üzerine. Buna dair ne söylemek istersiniz?

SÇ: Demin de söyledim ama yoldaşlar şöyle anlayabilirler Kuzeyli komünistler sadece bir ulusal demokratik hareketin artılarını söylüyorlardı, eksileri yok mu?  Özellikle sınıfsal açıdan.  Aynayı sınıfsal açıdan tuttuğumuz zaman eleştireceğimiz noktaları yok mu, çok. Bu kuşatma altında biz aynayı artılarına tuttuk ve aynayı tutacağımız artılar da var. O artıları söyledim. Kürdistan halkları Ortadoğu’da yeni bir deneme yapıyor. Biz bunu Avrupa Birliği’ne anlattık. Biz komünistiz ama ben size bir fotoğraf sunayım, bakın siz 70-80 yıldır Türkiye Cumhuriyeti üzerinden Ortadoğu’da İslam ile parlamentarizm örtüştürme denemesini yapıyorsunuz. Yani İslam’ın parlamentarizmle barışmasını sağlamaya çalışıyorsunuz, çoğulculuğu gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Yetmedi İhvan ı Müslim üzerinden denemek istediniz Mısır Tunus’ta. Hem Türkiye problemli hala o sağlanmadı şu anki rejimi biliyorsunuz. Hem İhvan ile Tunus ve Mısır’da yapmak istediğiniz çöktü. Niye çöktü o ayrı bir tartışma konusu. Bakın güneyli Kürtler bütün dünyaya özelde de AB’ye mesaj veriyorlar; diyorlar ki “biz Ortadoğu’nun bu ikliminde çoğulcu, demokratik, özgürlükçü, hem etnik hem inançsal bakımdan hem bölgesel bakımdan bir model sunuyoruz. İslam’la bu çoğulculuğu biz uyuşturuyoruz” diyorlar.

Biz diyoruz ki gelin bunu destekleyin. Üstelik bunlar sosyalist de değiller. Yani biz Türkiye halklarına, sosyalistlerine; Talabani’yi, Barzani’yi destekleyin demiyoruz. KDP’yi, YNK’yi destekleyin demiyoruz. Gelin Güney halkının bu değerlerini destekleyin diyoruz. Bunlar sosyalist değerler de değil biz bunu biliyoruz. Bunlar burjuva demokratik değerler. Ama bu havzada bu coğrafyada Güneyliler bunu yarattıysa bunun üzerine de sizin düşünmenizi istiyoruz. Bu Kürt halkının demokratikliğinden geliyor. Kürt halkı yüz yıl boyunca savaştı, savaş boyunca Enfal, Halepçe gibi çok ağır bedeller ödedi. Bu ağır bedeller Kürt halkını demokratikleştirdi, Kürt halkı kendisine yapılanı başkasına yapılmasını istemiyor.

Biz de gelirken Dohuk’ta bir siyasetçi dedi ki “Kürtler yatırım yapmıyor, parayı dolar ve altında tutuyor”. Niye dedik. İlginç bir şey söyledi, dedi ki; “son yüzyılda ya İran vuruyor Türkiye’ye kaçıyorlar ya Türkiye vuruyor İran’a kaçıyorlar ya Saddam kimyasalla saldırıyor başka bir yere kaçıyorlar, Kürt halkı bir düzen oluşturuyor, bir ev kuruyor bir saldırı geliyor, hepsini bırakıp gidiyorlar. Diyor ki ben yine böyle bir durumla yüzleşirim ikide bir tehdit ediyorlar, ben mülkiyet götüremiyorum, ben ağır yük taşıyamıyorum, altınım param varsa alıp onu kaçarım” diyor.

Güney Kürdistan referandumu tartışmaya başlandığı andan itibaren bölge devletleri ve emperyalist devletlerden bir tepki geldi. Siz bağımsızlık ilanının kısa vadede gerçekleşeceğini düşünüyor musunuz? Ve bu bağımsızlık ilanıyla birlikte bölge ve uluslararası siyasal duruma etkileri ne boyutta olur?

SÇ: Kürdistan’ın bağımsızlığı bölge siyaset denklemini değiştirecektir. Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan ettiğinde özellikle Rojava bundan olumlu etkilenecektir. Biz Rojava’yla Güney Kürdistan’ın jeopolitik derinliklerinin birbirlerini tamamladığına inanıyoruz. Yani Güney için Rojava stratejik derinliktir, Rojava için Güney sağlam arka plandır. Rojava, Güney olmadan tek başına bir parça değildir. İkincisi; bağımsız Kürdistan’ın ilan edildiği gün bölgedeki denklemler değişecektir. İran’dan Lübnan’a kadar uzanan Şii hilalin arasına bir Kürdistan girecektir. Kürdistan sadece Sünni kimliği ile girmiyor. Esas, İran’ın korkusu Kürdistan’daki seküler, laik kimlik korkusudur. Yani o laik, seküler kimliği ile Şii hilalin tam ortasına yerleşiyor. Dolayısıyla İran, Irak, Suriye, Lübnan üzerinden Şii hilalini kuracağım tezi oradan çöküyor. İran bu nedenle esas olarak rahatsız çünkü  denklem değişecek.

Türkiye çok ciddi rahatsız çünkü Kürdistan’ın en büyük parçası Türkiye’de. Bağımsız Kürdistan ilan edildiği andan itibaren çıta Kuzeyde de yükselecektir.

Bugüne kadar denklem 2 ülke üzerinden kurulmuştu, İran ile Türkiye’nin hegemonya savaşı  denklemiydi. Şimdi bu iki denklemin dışında bir devlet giriyor araya. Ne Sünni kimliği ön planda ne Şii kimliği ön planda, başka bir kimliği ortaya çıkartıyor, dikkatinizi buna çekmek istiyorum, bunun altını çizmek istiyorum. Biri tarih boyunca Sünni kimliği ön plana çıkarttı diğeri tarih boyunca Şii kimliği ön plana çıkarttı. Ve bu ikisinin hegemonya savaşı var. Şimdi bu iki konsepti bozan yeni bir denklem çıkıyor ortaya. Bu denklem kendisini Sünni kimliği üzerinden ifade etmiyor. Camii ile Kiliseyi yan yana inşa eden bir kültürü yansıtıyor. Sen Türkiye’de Cami ile Kilisenin yan yana inşa edildiğini düşün bakalım. O nedenle bu İran’a da bir mesajdır, Türkiye’ye de bir mesajdır, dünyaya da bir mesajdır. Yeni bir model geliyor. Güney Kürdistan halkı kendi iradesiyle yeni bir modeli sunuyor dünyaya, Ortadoğu halklarına, sosyalistlere sunuyor. Nerden geliyor, dediğim gibi Kürt halkının kendi yapısından geliyor.

Kürtler de siyaseti öğrendiler. Güneyiyle, Rojavasıyla, Kuzeyiyle, Doğusuyla Kürtler siyaseti öğrendi. Onlarda kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Bu küresel hesaplaşmada onlar da yol kat etmek istiyorlar. İran-Türkiye dengesinde onlar da yol kat etmek istiyorlar, kat ediyorlar da. Yani soruya yanıt olarak, tekrar vurgulayayım bölge denklemi değişecektir. Yeni bir denklem, yeni bir dinamik ortaya çıkıyor. Ne Sünni ne Şii kimliği ön planda olmayan burjuva demokratik değerleri ön planda olan yeni bir denklem sahaya çıkacak.

Son olarak şunu soralım, kısmen değindiniz zaten. Güney’in bağımsızlığı özellikle Kuzey Kürdistan başta olmak üzere diğer Kürdistan parçalarına etkisi ne düzeyde olur?

SÇ: Bizim siyaset dehası olarak gördüğümüz Lenin’den öğrendiğimiz en büyük şey; Lenin hayatı hiçbir zaman teoriye uydurmadı. Hayat değişti Lenin yeni şeyler söyledi. Lenin’in kitaplarını, makalelerini okuyan birisi istese Lenin’i 50 defa Lenin’le çeliştirebilir ama bu Lenin’in çelişkisi değil hayatın çelişkisidir. Lenin hayatın çelişkisini iyi yakalayan bir siyasetçi. Buradan şu sorunuza geliyorum. Diyoruz ki Güney Kürdistan’da bağımsızlık ilanıyla birlikte yeni bir durum var artık “Kürtler devlet kuramazlar boş ver sen onu bunlar zaten 150-200 yıl uğraştılar. Kaç defa kurdu dağıldı, onlar bir araya gelemezler onlar birbirleriyle kavgadan başka bir şey bilmezler” tezi çökecek,

 bu Türkiye’yi de İran’ı da bölgeyi de herkesi etkileyecek herkes kara kara düşünüyor şu anda. İran da düşünüyor, ben nasıl tutacağım İran Kürtlerini, Türkiye’de aynı hesabı yapıyor. Bence Türkiye Kürt siyaseti üzerinde de çok ciddi bir etkisi olacaktır. Hepimizin üzerinde etkisi olacaktır. Herkes kendi programını yeniden gözden geçirecektir. Biz hayatı teoriye uydurmayalım, hayat değişiyor o değişen hayata uygun herkes programını teorisini politikasını yeniden gözden geçirecek, geçirmeli. Çağrımız da budur bizim. Başta PKK’ye ben devlet istemiyorum tezinde ısrar eden yirmi yıl bunun üzerine bir kurgu oluşturan, bir konsept oluşturan PKK’nin Güney Kürdistan’da bağımsız devletle birlikte kendi programını gözden geçirmesi gerektiğine inanıyoruz. Sadece o değil Türkiye sosyalist hareketine de dediğim gibi bu gelişmeler ışığında söylemlerini programlarını yeniden gözden geçireceklerdir diye düşünüyoruz.

 Röportaj için içtenlikle teşekkürlerimizi sunarak yaşamınızda ve mücadelenizde başarılar diliyoruz.

 

 

 

Önceki İçerikHalkın Günlüğü 6’ncı sayısı çıktı
Sonraki İçerikGüney Kürdistan referandumu bağlamında devrimci tavrın özü