Proleter devrim eksenli devrimci/komünist örgütün stratejik mahiyeti

Sınıflar mücadelesinin MLM ustalar tarafından bilimsel sosyalist manifestoya dönüştürülerek özel mülkiyet ilişkilerinin köklü devrimci dönüşümü ekseninde komünizmi merkeze koyup kendi ayakları üzerine dikilmesi ve burjuvazinin karşısına çıkmasından bu yana her konjonktürde farklılıklar ve sınırlılıklar içerse de, MLM’nin evrensel değişmez olan belli temel ilkeleri bulunmaktadır. Bunları kısaca bir kez daha tekrarlamayı gerekli görmekteyiz. Bunlar; her devrimin temel içeriği olan siyasal iktidarın devrimci savaşla parçalanması, proleter dünya devrimi ve komünizmi hedeflemesi, komünist partinin stratejik varlığı ve burjuvaziye karşı devrimin dostlarını ve müttefiklerini birleştirme perspektifi ile biçimlenen birleşik cephe olarak özetleyebiliriz. Devrimin diğer bütün bileşkeleri yani program, strateji ve taktikler, araçlar somut politika ve biçimler bu temel ilkelere göre biçimlenir ve biçimlenmek durumundadır. MLM’nin temel evrensel ilkelerine göre biçimlenmeyen ve ona hizmet etmeyen hiçbir mücadele biçim ve aracının proleter devrimci olması asla düşünülemez. Bu istisnasız olarak tüm mücadele biçim ve araçlarımızın kendi özgünlükleriyle proleter devrimi merkeze koymalarını zorunlu kılar. Zaten devrim ve reformizm arasındaki keskin ayrışım tam da bu zeminde vücut bulmaktadır. Siyasal iktidar mücadelesiyle arasında diyalektik bir bağı olmayan ve dolaylı ya da dolaysız onu beslemeyen, ona kan taşımayan bir mücadele biçimi ve onun hizmetindeki araçların niyetlerden bağımsız olarak reformizme kayması kaçınılmazdır.

MLM ilkelerden veya siyasal iktidar mücadelesinden kopuk olarak ya da bu ilkeleri sulandırarak sadece günlük ya da dönemsel politikayı merkeze koyanların kaçınılmaz olarak gideceği durak reformizmdir. Hiçbir mücadele alanı kendini sadece belli görev ve sorumluluklarla sınırlandırma lüksüne ve siyasetine sahip değildir. Her mücadele alanının kendi özgünlükleri zemininde proleter devrimi besleyeceği, kitleleri devrimcileştireceği ve toplumsal mücadeleye önderlik edeceği bir gerçekliği bulunmaktadır. Açık alan çalışması da dâhil tüm alanlar ve araçlar tartışmasız olarak kendilerini bu devrimci düzlemde inşa etmek durumundadır. Devrimci militan bir halk hareketi ancak bu perspektifle yaratılabilinir. Belli devrimci görev ve yönelimleri kendinden azade görerek sadece başka yerlere havale eden anlayışlar kesinlikle kabul edilemez. Diğer tüm mücadele alanlarında olduğu gibi açık alan mücadelesinde de örgütlenmemizin temel içeriği devrimci meşruluğu esas alır. Bu alan mücadelesi burjuvazinin yasal boşluklarından sonuna kadar yararlanmayı benimserken kendini asla burjuva yasallıkla sınırlamaz. Bu alanda da kendi özgünlüğü zemininde mücadele ve örgütlenmesinde burjuva yasallığı değil, devrimci meşruluğu esas alır.

Meseleye dair yaklaşımımızı daha berraklaştırmak için Sınıf Teorisi’nin 20. sayısında yayınlanan “Örgütlenme Üzerine” başlıklı makaleden kısa bir alıntı yapmak gerekli olacaktır:

 

“Bu bağlamda silahlı mücadele ve devrimci zoru prensipte reddeden bir mücadele formatı asla proleter devrimci nitelikle bağdaşmaz. İşte bundandır ki yukarıda bahsi geçen-geçmeyen her türlü mücadele biçimi, ister açık alan yasal zemin mücadeleleri olsun isterse başka alanlara özgü mücadele ve örgütlenme biçimleri olsun hepsinin son tahlilde silahlı mücadele biçimi ve örgütlenmesine bağlanması ve buna tabi ele alınması devrimci çizgi ile reformist çizgi arasındaki ilkesel bir ayrım noktasıdır. Eğer bütün bu mücadele ve örgütlenme biçimleri silahlı mücadele prensibi temelinde ele alınmazlarsa hepsinin son tahlilde burjuva reformist damga yemesi kaçınılmaz olacaktır. Proleter devrimci perspektif en gerici kurumda örgütlenme anlayışını benimserken, parlamentodan kürsü olarak yararlanma amaçlı seçimlere girme siyaseti veya bu alanı kullanması, açık alan demokratik mücadele ve örgütlenmelerini kullanmayı istisnasız olarak benimseyip. Bütünüyle silahlı mücadele ve sosyalist halk savaşını geliştirme yâda ona hizmet etme temelinde ele almaktadır.”

Sınıflar mücadelesinin bütün tarihsel sürecinin bizlere kanıtladığı ve MLM’nin de kendi tarihsellikleri bağlamında sürekli nitel olarak geliştirdiği ve sınıf mücadelesinde burjuvazi karşısında işçi sınıfı ve ezilenlerin en ileri stratejik araçlarından biri olan devrimci örgüt sorunu bugün de siyasal iktidar mücadelesinde olmazsa olmaz bir yerde durmaktadır. Gerek dünya gerekse kendi ülke gerçekliğimize baktığımızda ve kitlelerin egemenler karşısında gelişen kendiliğindenci eylemlerini doğru okuduğumuzda çıkaracağımız temel sonuç şu olacaktır; devrimci örgütün olmayışı ya da zayıflığı durumudur. Devrimci örgüt derken herhangi bir devrimci nitelikli örgütten bahsetmiyoruz. Ya da MLM’den etkilenen fakat ufku küçük burjuva devrimciliğini aşmayan bir devrimci örgütten bahsetmiyoruz. MLM’nin bilimsel komünist zemininde kendini billurlaştıran, MLM’nin yaşayan canlı ruhunu kendine referans alarak sürekli kendini yenileyerek nitel olarak ilerleyen ve proleter dünya devrimi rehberliğinde açıkça komünizmi hedefleyen bir devrimci/komünist örgütten bahsediyoruz. Bugün devrimle karşı devrim arasında keskinleşen sınıflar mücadelesinde can alıcı sorun devrimci örgüt sorunudur. Dünyayı değiştirme ve dönüştürme yürüyüşümüzde temel stratejik araçlardan biridir devrimci örgüt. Dolayısı ile bugün her zamankinden daha fazla sarılmamız ve inşa etmemiz gereken biricik devrimci gerçek devrimci/komünist örgütü kendi MLM zemininde daha ileri düzeyde ayakları üzerine dikmek olmalıdır. Bu belirlemelerimizden devrimci/komünist bir örgütün olmadığı yargısı çıkmamalıdır. Aksine Türkiye-Kuzey Kürdistan’da proleter dünya devrimini kendine rehber edinen ve komünizmi berrak biçimde hedefleyerek enternasyonal proletaryanın kızıl bayrağını coğrafyamızda kan ve can pahasına dalgalandıran Maoist Parti’nin varlığını ve siyasal iktidar mücadelesini hedefleyen yönelimini bir kez daha gururla vurgulamak elzem olacaktır. Fakat bu durum anlatmaya çalıştığımız gerçekliği ortadan kaldıran bir nokta değildir. Evet, Maoist Parti’nin varlığı bir gerçekliktir. Fakat bu gerçeklik daha da nitelikli adımlarla daha da ilerletilmeli ve somutta devrimci rolünü oynayacak ve toplumsal çelişkilere devrimci müdahalelerde bulunacak bir düzeye taşınmak zorundadır. Ki bu bizlerin önündeki en temel görevlerden biridir. Gerek sınıf mücadelesinin bütünlüklü tarihsel süreci, tecrübeleri ve gerekse de kendi ülkemizdeki devrimci mücadelenin tarihsel sürecinin bizlere kanıtladığı devrimci gerçeklerden biri de devrimci/komünist bir örgüt olmaksızın hangi düzlemde olursa olsun gelişen ve hatta büyük kasırgalara yol açan kitle hareketlerinin nihayetinde yenilgiyle karşılaşacağıdır. Ülkemiz mücadele tarihi açısından somut olarak Devrimci Yol ve Kurtuluş gibi hareketler buna tipik örnektir.

Devrimci örgüt noktasındaki keskin olması gereken anlayışımızı pekiştirmek açısından yine Sınıf Teorisi’nin 20. sayısında yayınlanan “Örgütlenme Üzerine” başlıklı makaleden kısa bir alıntı yaparak yazımızı sonlandırmak istiyoruz:

“Devrimde teorik-pratik, ayakta kararlı bilimsel bir duruş ve çizgi temelini esas almayan, dolayısıyla siyasal ilişkiler dışında geri ilişkiler biçimlerine dayanan anlayışlar esasta komünist parti ruhu ve kişiliğine terstir. Devrim faaliyetine cevap olamayan bir örgüt ve kadro bir etiket taşıyor olsa bile reel gerçekte devrimin silahı durumunda değildir. Komünizm için yeni mevzilerle ilerlemeyen, ideolojik siyasi seviyesini ilerletmeyen, komünistleri, sınıfı, halkı birleştirmede sürekli mesafeler kat etmeyen, nitel inşayı derinleştirmeyen, stratejik konumlanmayan, kibir ve gösterişten uzak komünizmi içselleştirip bir kültür ve kişilik olarak yükseltmeyen bir örgüt ve birey problemlerden ciddi şekilde muzdarip demektir. Geçmiş veya geçmiş mirasını tükenmez bir kredi olarak kullanan bura üzerinden yükselmekle yetinen ve kendini yenilemeyen bir örgüt ve kadro gelenekçiliği aşıp geleceği kuramaz.”

Önceki İçerikErdoğan/AKP sultasının manipülasyonu tutmadı, faşist öz kabararak hortluyor!
Sonraki İçerikStonewall’un ruhu Orlando’nun hesabını soracak