Maoist Komünist Parti (MKP) ile Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML), Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 53. yılı dolayısıyla ortak açıklama yayımladı. “Tarih bizi çağırıyor: Haydi, Kaypakkaya’nın güzergâhına!” başlıklı açıklamada, “Kaypakkaya’nın yürümekte tereddüt etmediği yol halen günceldir” denildi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
“Ellerinde kırma, büyük bir cüret ve iddia ile dağların engebeli patikalarını arşınladıklarında tarihin akışını temelden sarstıklarının bilincindeydiler. ‘71 silahlı devrimci kopuşunun komünist yüzünü temsil eden önder İbrahim Kaypakkaya ortaya koyduğu tezlerle hem temelden bir kopuşu yakalamış ve faşist diktatörlüğün bütün dokunulmazlarını yerle bir etmiş; hem de elli yıllık reformist teslimiyetçi perdeyi bıçakla yırtıp tarihin çöplüğüne atmıştır.
Teori ve pratiğin, söz ile eylemin yıkılmaz kalesi Önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş, iddiası ile birlikte yürümenin öncülüğünü ilk elden kendisi yapmıştır. Zorun tarihsel rolüne uygun olarak silah elde dağların yolunu önce kendisi tutmuştur. Dergi bürolarına, konferans salonlarına hapsedilmeye çalışılan mücadelenin reformist tasfiyeci özünü teşhir ederek, kurtuluşun işçi ve köylülerin silahlanmasında olduğunu ve sınıfın öncülerine düşen görevin sınıfın silahlanmasına giden yolun açılması olduğunu büyük bir kararlılıkla ortaya koymuştur. Önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş, işçi sınıfının komünist aydını olduğunu, sözlerini eyleme dönüştürerek ispatlamıştır.
Tarih kendi döngüsü içerisinde Önder yoldaşı haklı çıkarmış, çok geçmeden işçi ve köylüler kitleler halinde devrimci mücadeleye adeta akın etmiştir. 12 Mart’ın kör karanlığında görülemeyen buydu ve Önder Kaypakkaya yoldaş her türlü tasfiyeciliğin yüzüne bu gerçekliği çarpmıştır.
Günümüzde ise tarihsel döngü yeni bir ikilem yaratmıştır. Ya zorun yeniyi yaratan kudretinde özgür bir dünya yaratılacak; ya da reformizmin, pasifizmin ve devrim seçeneğini reddeden her türlü akımın girdabına kapılarak eskinin yıkılmaya yüz tutmuş bu köhne düzeninin birer kolonu haline gelinecektir. Uluslararası komünist harekete ve enternasyonal proletaryaya bugün dayatılan şey işte bu ikilemdir.
Emperyalist kapitalist sistemin kolonları aşınmıştır. Emperyalist kapitalist sistem kriz girdabında debelenmektedir. Emperyalist bloklar arasındaki yarılmanın genişlemesi ve derinleşmesi, pazar alanları ve ticaret yolları üzerindeki hakimiyet kurma mücadelesini kızıştırmıştır. Daralan pazarlar ve yaşanan hegemonya kayıpları ABD ve İngiltere’nin başını çektiği emperyalist bloğu, Çin ve Rusya karşısında daha agresif ve saldırgan bir pozisyona itmektedir.
Gelinen aşamada yeni bir emperyalist paylaşım savaşının kapıları ardına kadar zorlanmaktadır. Özellikle Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında emperyalist rekabete uygun olarak çatışma ve savaşlar yaygınlık kazanmıştır.
Tam da bu nedenle ezilen dünya halklarının, yaşanan bu krizden dolayı devrim seçeneğine yönelmesini engellemek için silahlı mücadele hattında yürüyen komünist hareket ve direniş hareketlerine karşı da topyekün tasfiye saldırısının startı verilmiştir. İmha ve yok etme konsepti çeşitli araçlarla devreye girmiştir.
Emperyalist kapitalist sistemin egemenleri, kapsamlı askeri operasyonlarla uluslararası komünist ve devrimci hareketi fiziken yok etmeye girişmiş, başarılı olamadığı yerde ise teslimiyetçi-ihanetçi bir çizgi dayatarak içerden bunu başarmaya çalışmaktadır. En son HKP(Maoist) içinden çıkan hainlerin oynadıkları rol budur. Bu hainler emperyalist kapitalistlerin tasfiye ve imha konseptinin birer aparatı durumundadırlar.
Ülkemizde de kitleler yaşadıkları yoksulluk ve sefalet karşında arayış içerisindedirler. Türk egemen sınıfları kendiliğinden gelişen kitle hareketini düzen sınırlarında tutmak için yoğun bir saldırı içerisindedir. Kitlelerin tepki ve öfkesini legal sınırlar içerisinde tutmak için her türlü aracı devreye koymuş, baskı ve şiddetle bastırmaya çalışmaktadırlar. Emperyalist efendilerine paralel olarak, bir yandan silahlı mücadele hattına yönelik askeri operasyonlarının yanında ideolojik olarak da “silahların devrinin bittiği” propagandasını yaparken; diğer yandan fiili meşru mücadele alanlarını alabildiğine daraltmaya çalışmaktadırlar.
Ve tabi ki, Türk egemenlerinin imdadına reformistler, devrimci mücadeleyi reddeden diğer akımlar yetişmektedir. Türkiye Devrimci Hareketinin legal sınırlar içerisine kadar gerilemiş olması, onu ciddi ideolojik kuşatmayla yüz yüze bırakmıştır.
Bugün kitlelerin yolu açacak bir öncüye duydukları ihtiyaç her zamankinden fazladır. Tasfiyecilik dalgasının dalga kıranı illegal silahlı mücadele hattıdır. Bugün silahlı zorun stratejik olarak ele alınmadığı hiçbir mücadele hattı, faşizmi ve emperyalist kuşatmayı yaramaz, kitleleri emperyalist kuşatmaya karşı savaştıramaz. Kitlelerin devrimci şiddet etrafında örgütlenmemesi durumunda gerici milliyetçi duygulara, şovenizm ve ataerkinin zehirli çemberine girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu anlamda önümüzdeki süreçte ve sınıfı ve geniş kitleleri AKP-MHP iktidarının zulmüne karşı örgütlemek işin bir yanı iken, diğer yanı ise CHP ve onun etrafında kümelenen reformist, revizyonist, pasifist akımlara karşı da ileri kitleleri uyanık kılmak anın devrimci görevidir. Önder yoldaşın açtığı yolu, ancak bu temelde ilerletebilir, bize bıraktığı mirasa layık olabiliriz. Bu amaçla birleşik devrimci mücadelesinin geliştirilmesi zorunlu bir görev olarak karşımızda durmaktadır.
Önder yoldaşımız İbrahim Kaypakkaya’nın yürümekte tereddüt etmediği yol halen günceldir. Bu yol işçi sınıfını ve ezilen emekçileri kurtuluşa götürecek tek gerçek yoldur. Bu yola girmek, rutinleri ve kalıplaşmış alışkanlıkları kırmak elimizdedir. Yürümek ve dövüşerek ilerlemek kavgamızın töresidir. Bu töre önder yoldaşımızda bize kalan yegane mirastır.
Bizler Önder yoldaşımızın açtığı yolda dövüşerek yürümekten bir an bile tereddüt etmeyecek, O’nun açtığı yoldan ilerleyeceğiz. Önder yoldaşımızın bugüne ulaşan çağrısı budur.”





