Maoist Komünist Parti (MKP) Merkez Komite/Siyasi Büro, 17 Haziran 2005 tarihinde Dersim’de ölümsüzleşen 17’lerin ölümsüzlüklerinin 21. yıl dönümünde açıklama yaptı. Açıklamada, “Dün söyledik, söylemeye devam edeceğiz; Partimiz, 17’lerden aldığı mücadele bayrağını tereddütsüzce taşıyıp üstüne zafer yazmaya kararlıdır. 17’lerin Munzur Muharebesinin bizlere öğrettiği ve devrettiği miras budur. Bu mirası kuşanıyor, 17’lerin devrimci muharebesini sürdürüyoruz” denildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Sınıf kavgamızın töresine göre düşenlerimizin kanıyla yazılmış tarihimizin açtığı kızıl güzergahta sürdürüyoruz devrim ve komünizm yürüyüşümüzü. Büyük fedakarlıkların çeliğe su olduğu, ikirciksiz, tereddütsüz ve ısrarlı duruşla, cüretli yürüyüşün bilgece inşa edildiği, her düşenimizin kanı kurumadan, devamcıları olarak silahını devraldığımız, yengi ve yenilgilerle tecrübe edilmiş bir tarihin öğrencileriyiz. Vartinik’ten Mercan’a, Kızılkale’den Amutka’ya, Şehremini’den Tuzla’ya, Almus’tan Artvin’e, Yayladere’den Karakoçan’a, Kurdeşi Ormanlarından Karagöl kayalıklarına uzanan ve her düşenimizle “bitti” denildikçe, “yoldaş kanının bahane olduğu” fidan gibi tarihsel meşruluğuyla güneşe uzanan Kaypakkaya komünist nitel kopuşunun şanlı ve onurlu tarihidir bu. Bu tarih meşakatlidir, bedeli kan ve candır. Sınıf kavgasında ezilenlerin haklı davasını ateşten gömlek yaparak giyenlerin, işkence haneleri direniş mevziisine dönüştürenlerin, dağ başlarında, sokak barikatlarında elde silah kanlarıyla toprağı sulayanların, işçi grevlerinde, köylü ayaklanmasında, gençlik isyanlarında, hapishane direnişlerinde en önde saf tutanların şiirlere, türkülere, halaylara, marşlara ilham kaynağı olmuş kahramanlık destanlarıyla dolu tarihtir. Ağır bedelleri, zorlukları devrimci onura dönüştüren de bu niteliktir.
‘Her birinin yürüyüşü tarihimizin devrimci hafızasıdır’
Proletarya başta olmak üzere, tüm ezilenlerin insanlığın özgürleşmesi adına, tarihin gidişatını değiştiren ayağa doğruluşunun öncü kurmayı neferleri olarak, omuzlanan bu tarihsel görev, sadece tarihin yaratımında dinamik değil, omuzlayanların yaka numaralarındaki onurlu yaşamı da temsil eder. Bu devrimci onur, işkencede ser verip sır vermeme, zemherinin karlı fırtınalı zorluğunu, baharın bereketini, Hazan’ın ölüme yüzünü dönmüş tabiatını özgürleşme ütopyası uğruna kanıyla sulayanların destansı yaşamıdır. Bu destansı yaşamın adı, İbrahim Kaypakkaya’dır, Süleyman Cihan’dır, Kazım Çelik’tir, Cüneyt Kahraman’dır, Yılmaz Kes’tir, İsmail Bulut’tur, Baba Erdoğan’dır, Tuncay Çarıkçıoğlu’dur, Kazım Ekici ve nice ölümsüzlerdir… Meral Yakar, Yıldız Çiçek, Berna Ünsal, Yeter Güzel, Aycan Solmaz, Barbara Anna, Sevda Serinyel ve adını sayamayacağımız kadınlardır. Ezilenlerin öfkesini yiv ile set arasında düşmana kusan ve son mermisinde silahını kıran A. Muharrem ve Mete’lerin destanında yazılıdır bu onur. Birler, Üçler, Dokuzlar, Yediler, Onüçler ve Onyediler…. Her birinin yürüyüşü tarihimizin devrimci hafızasıdır, gelecek toplum ütopyamızın güçlü emeğidir, kanıdır, canıdır…
Pusulardan çıkan, düşmana aman dileten pusular kuran, hazır tetik geceyi gündüzle, gündüzü geceyle bekleyen, kavga patikalarında yüzü düşmana dönük ölümsüzleşen, hayatın birçok alanını kavgaya tutuşturan devrim neferlerimizin direniş destanlarını buraya sığdırmak olanaksız… Dünü bugüne, bugünü yarına taşıyan ölümsüzlerimizin, tarihsel süreçlerimize nitelik olmuş birikimleri üzerinden devrim ve sosyalizm bayrağını taşımak asıl olandır. Bizim olan bu kavga, bizimkilerin yürüdüğü cüretle daha ileriye taşımak, tarihsel yürüyüşümüzün geleceğe dair perspektifidir. Bu genel doğru, sınıf mücadelesinde, ileri sıçrama, zaferler elde etme ya da geriye düşme, darbeler alma, yenilgiler yaşama gibi bazı tarihsel momentleri ayrı ele almayacağımız sonucuna götürmemeli… Kaypakkaya yoldaşın ölümsüzlüğü başta olmak üzere, tarihimizin belirli kesitlerinde Partimizin yaşadığı bazı önemli kayıplar, örgütsel yenilgilerle sonuçlanırken, bazı kayıplarımız ağır örgütsel kırılmalar yaratmıştır.
Partimizin önder komünist kadro, üye ve savaşçılarından oluşan ve mücadelelerini saygıyla andığımız 17 yoldaşımızın Mercan vadisinde faşist “TC” ordusu tarafından katledilmesi, Partimiz açısından ağır bir kayıp olarak tarihimizde yer almıştır.
17’ler Devrimci Savaş Çağrısıdır!
Partimizin komünizme kilitlenmiş savaş tarihinde can bedeli yürütülen mücadelede ödenen her bedel, ölümsüzler ordumuzun her bir neferi bu tarihimizin çimentosu olarak unutulmazdır. 17’ler bu unutulmaz tarihin önemli bir parçasıdır.
16-17 Haziran 2005 günü, Parti 2. Kongresini gerçekleştirmek üzere Dersim’in Munzur dağlarına ulaşan Parti 1.Kongre önderliğimiz ile birlikte diğer Kongre delegeleri, Parti üye ve militanlarını kapsayan 17 yoldaşımız düşmanın cani saldırısında hunharca katledildiler. Partimizin Maoist ideolojiye dayanan komünist rotasının sağlamlaştırılarak örgütsel-askeri olarak toparlanmasında ve mücadelenin geliştirilip ilerletilmesinde oynadıkları tarihsel rolleriyle 1.Kongremizin hem örgütleyicilerinin ve hem de önderlerinin de içinde olduğu, Partimizin genel sekreteri Cafer Cangöz, genel sekreter yardımcısı Aydın Hanbayat yoldaşlar başta olmak üzere 17’lerin kaybı Partimizin ve devrim mücadelesinin aldığı ağır bir kayıptı. 17’lerin anısı önünde saygıyla eğiliyor, ölümsüz mücadelelerini rehber alıyoruz. Başeğmez kavgaları zafer bayraklarımızdır.
Parti kadro, üye ve savaşçılarımızın da içinde olduğu devrimin kadrolarını, üyelerini ve savaşçılarını katlederek sosyalizm mücadelesini, devrim yürüyüşünü durdurmayı hedefleyen, bu doğrultuda her daim stratejik planlar yapan egemen gerici sınıfların bu stratejik saldırılarından biri olarak tarihe geçen 17’ler katliam saldırısı Partimizi derinden etkileyen bir saldırıydı. Bu katliam saldırısı sonrası egemen sınıflar “bittiler” propagandasıyla Partimizi psikolojik savaşla kuşatmayı, mücadeleden geri düşürmeyi hedefledi, fakat başaramadı. Partimizin kısa zamanda toparlanarak merkezi yapısını oluşturması bu saldırıya devrimci bir yanıttı. Elbette coğrafyamız devrimci Parti ve örgütlerinin, uluslararası komünist-devrimci hareketin 17’leri proleter devrimin kadro ve savaşçıları olarak yüksek seviyede sahiplenmesi, Partimizle dayanışmaya girmesi de son derece önemli ve kıymetliydi. Bu tavır, bu duruş, devrim ve sosyalizmin herhangi bir mevziisine yönelik karşı devrimin saldırılarına devrim cephesinden güçlü bir yanıt, güçlü bir karşı koyuştu. Evet, 17’ler faşizmin saldırılarına karşı birleşme, kenetlenme ve savaş çağrısıydı. Partimiz ve devrimci-sosyalist güçler bu çağrıya tereddütsüz yanıt oldu.
17’ler katliamıyla alınan ağır darbe sonrası tekrar görüldü ki, devrim ve sosyalizm / devrim ve sosyalizm mücadelesi örgütsel-askeri olarak darbe ve yenilgiler alsa da en ağır şekilde kuşatılsa da birçok mevziisini kaybetse de stratejik olarak yenilmezdir, tüm sınıflar mücadelesi tarihi bunu kanıtlanmıştır.
17’ler; Devrim İçin Devrimci Savaşa, Devrimci Savaş İçin Partiye Sarılmanın, Parti Etrafında Kenetlenmenin Adıdır!
17’ler savaş çağrısı olmakla birlikte, halka ve devrime adanmışlığın güzide örnekleri, devrim bilincinin keskin kılıçlarıydı. Onlardan öğrenerek komünist toplum uğruna devrimci ilerlemede ısrar etmek, devrimci savaş ve militan devrimci mücadeleyi geliştirmek Partimizin ve yoldaşlarımızın vazgeçilmez görevidir.
‘Halklar büyük bir baskı, şiddet ve kuşatma altındadır’
İktidardaki konumunu daha da güçlendirerek sömürü ve yağmada rakipsiz-muhalefetsiz bir coğrafya yaratmak, bu doğrultuda devrimci-sosyalist-ilerici hareketleri en ağır saldırılarla kuşatarak, hareket edemez duruma getirmek ve tasfiye etmek isteyen faşist iktidar, aynı zamanda rakip burjuva klikleri de hedefe koymuş durumdadır, onların toplumsal desteğini azaltmak, olası bir seçimde kendisine güçlü bir rakip olmasını engellemek için her türden hukuksuzluğu onlara da uygulamakta, baskı ve tutuklamalarla, sermayesine-malına-mülküne el koyarak burjuva rakibini zayıflatmaya çalışmaktadır. Faşist iktidar devletin tüm olanaklarını kendi iktidarını, sınıfsal ve kliksel çıkarlarını koruyup kollamak için seferber etmekte, bu doğrultuda kendisine rakip gördüğü her kesime kuralsızca saldırmaktadır. Yeni bir dünya savaşının belirtilerinin daha görünürleştiği, uluslararası alanda silahlanmanın, iç faşistleşmelerin ve sağ siyasetlerin daha da artarak iktidarlara taşındığı, uluslararası hukukun ve kabul edilmiş anlaşmaların boşa çıkarılarak kuralsızlığın kural haline getirildiği bir dünya düzensizliğinde AKP-MHP faşist iktidarı bu fırsatı da fazlasıyla değerlendirmekte, kendi burjuva yasalarına, kurallarına, kendi mahkemelerinin kararlarına dahi uyma gereği duymamaktadır. Ve bu kuralsızlıklara, keyfiliklere her gün bir yenisi eklenmekte, halklara yönelik baskı ve saldırılar gün geçtikçe artmaya devam etmektedir. Halklar büyük bir baskı, şiddet ve kuşatma altındadır. Bu kuşatma parçalanmalı, saldırılar püskürtülmelidir.
Faşist AKP-MHP iktidarının ezilen sömürülen Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarına ve devrimci-sosyalist halk güçlerine yönelik faşist saldırıları karşısında 17’lerin komünist kararlılığını kuşanarak Parti etrafında kenetlenerek devrime, devrimci mücadeleye sarılmak, karşı devrimin büyük kuşatmasını birleşik mücadele hedefiyle birleşerek-birlikte parçalamak bu sürecin öne çıkan somut görevidir. Bu, 17’lerin çağrısıdır. Nasıl ki 17’ler sonrası karşı devrimin saldırıları karşısında Parti etrafında kenetlenerek devrim yürüyüşündeki kararlılıktan taviz verilmediyse, devrimci-sosyalist güçlerle birlikte karşı devrimin hevesi kursağında bırakıldıysa, bugün de devrim ve sosyalizmin örgütlü güçleri birleşerek faşist diktatörlüğün saldırılarını püskürtecek ve bu büyük kuşatmayı parçalayacaktır. Düşman saldırıları her bir militanı Parti ve devrim etrafında daha sıkı kenetlenmeye, birleşik mücadeleyi daha da güçlendirmeye sevk etmelidir.
Kavganın töresi değişmedi, devrim ağır bedeller pahasına kazanılacaktır. Düşenlerimiz daha fazla düşecek, ölümsüzler ordusuna katılacak, tutsak düşecek, gazi olacaktır. Ama faşist saldırılar böyle püskürtülecek, faşist kuşatma böyle dağıtılacak ve devrim bu ağır bedeller pahasına kazanılacaktır. Dün söyledik, söylemeye devam edeceğiz; Partimiz, 17’lerden aldığı mücadele bayrağını tereddütsüzce taşıyıp üstüne zafer yazmaya kararlıdır. 17’lerin Munzur Muharebesinin bizlere öğrettiği ve devrettiği miras budur. Bu mirası kuşanıyor, 17’lerin devrimci muharebesini sürdürüyoruz. Mücadele anıları önünde bir kez daha eğiliyor, 17’lere olan bağlılığımızı yineliyoruz!…”





