“Devrim bir başkaldırıdır. Devrim bir şiddet eylemidir. Devrim bir ziyafet vermek, bir makale yazmak, bir resim çizmek veya nakış işlemek değildir. Devrim o zariflikle, o rahatlık ve incelikle veya o kadar tatlılık ve sevecenlikle terbiye, ihtiyat, kibarlıkla gerçekleştirilemez. Devrim bir ayaklanmadır, bir sınıfın başka bir sınıfı devirdiği bir şiddet hareketidir.” (Mao)
Yazımızın hemen başında Mao’dan yaptığımız bu aktarım, her birimizin defalarca okuduğu, üzerinden yorumlar yaptığımız bir paragraftır. Okuma- bilme ve kavrama arasındaki temel farkı hiç tartışma konusu yapmadan gerek dünyada ve gerekse de Türkiye-Kuzey Kürdistan’ da, burjuva ve türevi egemenliklerin kuralsız saldırıları karşısında nasıl pozisyon alacağımız konusunda, proleter sınıf hareketinin tarihsel birikimlerini referans alan bir perspektiftir. Özellikle süreç bağlamında, devrimci meşruluğa, burjuva yasal sınırların tercih edildiği, politik iktidar perspektifinin günün boz bulanık havasında silikleştirildiği, sınıf eksenli politik çizgi yerine, genel toplumsal muhalefet çizgisinin öne çıkarıldığı bir tarihsel kesitte, devrimci militanlık ve devrimci üretkenlikte aynı düzlemde bu teorik-siyasal kuşatmanın altındadır. Statükocu- dogmatik bir tekrara düşmeden, devrim denen o kapsamlı alt üst oluşun mahiyetine, Marksist- Leninist- Maoist tarihsel birikim penceresinden bir ışık tutmak, ihtiyaçtır, günü özgün koşullarına uyarlanması boyutu ile ön açıcıdır.
Proleter devrim, köhnemiş burjuva dünyayı kökten ortadan kaldırmanın eylemi iken, proleter devrimcilik, işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci eylemini örgütleme-açığa çıkarma- proleter çizgide harekete geçirmenin stratejik-taktiksel planlamalarının mimarlığıdır. Siyasal-ideolojik-teorik bütünsellikle temsil edilen proletarya görüşünün sınıf çizgisiyle, devrimin tüm karmaşık görevlerinde, militan-cesaretli üretkenlikle sınıf devrimciliği anlam bulur. Sınıf çelişkileri analizi ile oluşan teorik-politik gelişimini, proleter devrimci militan eylemiyle bütünleştirip, devrimci mücadelenin ihtiyaçlarını üretemeyenler, MLM’nin özünü kavramamışlar demektir. Sınıf mücadelesinin yakıcı pratiği, devrimcilerden düşünceyi eyleme geçirme, sürekli yeniyi arama, üretkenlikle kolektif iradeyi güçlendirme, devrimci yıkıcılık ve yaratıcılıkla militanca buluşmayı açığa çıkarıyor.
Komünistlerin sınıf mücadelesinde kazandığı her mevzi, tutarlı-ilkeli militan- fedakâr- üretken bütünsellikte anlam bulan devrimci kişiliklere borçludur. MLM’nin temel ilkelerini bir eylem kılavuzu olarak benimseyen devrimci savaşın kadro-militan ve savaşçıları, bu devrimci kişilikle tarihimizde iz bırakmışlardır. Devrimcilik, zafer kişiliğidir. Ama bu sadece yengiler üzerinde var olma değil, aynı zamanda yenilgi koşullarında devrim ve devrimcilikte ısrarda anlam bulur. Yengi ve yenilgi günlerinde, devrimci pratik ve üretkenlikle yoğrulmuş, var olanla yetinmeyip, hep daha ilerinin planlaması eyleminde olanlar, ancak ki sınıf mücadelesinde tarihsel roller oynayabilirler. “Günün koşulları”, “zamanın ruhu”, gibi gerekçelerle, devrimci savaşın ihtiyaçlarını erteleyenler, ne geçmişte devrimci bir iz olabilirler, ne de geleceğe devrimci bir miras…
Sınıf mücadelesindeki zorluklar, devrimci hareketteki gerilemeler, daha da önemlisi, yenilgiler, sömürülen ve ezilenlerin meşru davasına, devrimci ilkelerine bağlı kalanların omuzlarında yeniden ayağa doğrulmuştur. Paris Komünü’nden, Çin Devrimi şafağına, proleter devrim tarihleri bunu anlatır. Vartinik’teki düşüşten, Mercan Vadisi’ne, Hürmek’teki direnişten Kızık Ormanları’na, Maoistlerin yürüyüşü bu devrimci ilkeleri beyan eder. Devrimci savaş ve devrimcilik ciddi bir iştir. Bu yürüyüşe başlarken, dikensiz bir gül bahçesinden yürümeyeceğimizi biliyoruz. Zorluklar her süreçte bu ciddi işin bir yanıdır. Kimi dönemler zorluklar baskın gelebilir, devrimci hareket ve eylemi sınırlayabilir. Bu sınıf mücadelesinin doğası gereğidir. Ama bu koşullardan devrimci yürüyüşü tatil eden sonuçlar çıkarmak, devrime uzanan ilke ve yöntemleri terk etmek, devrimcinin dünyası ile bağdaşmaz. Devrimci ilkeleri, Proletaryanın sınıf çizgisi bilimini, sistemle cepheden dövüşmeyi, militanca devrim ütopyasını omuzlamayı bir kenara bıraktığımız an, konaklayacağımız mekân burjuva kulvardır, yıkım ve çürümedir. Devrimci şiddet konusunda azımsanmayacak askeri-politik pratikler ortaya koyan ve önemli kitle desteği yaratan birçok küçük burjuva devrimciliğinin, süreç içinde savrulup düzen içine çekilmeleri, tamda bunu özetler. Aynı durum, devrimci savaşa katılmış bireysel kopuşlarda da bir etmendir. Bu gibi çözülmelerde, sürecin zorlukları tetikleyici iken, belirleyeni devrimci sakınımdaki zayıflıktır. Proletaryanın sınıf bilinciyle donanmamış, devrimci ilkelerle mücadeleyle bağ kuramayan, devrim arayışının politik-sosyal yaşamının öznesi haline getiremeyen ve sürekli üretkenlik haliyle devrimi örgütlemeyen her anlayış ve birey, son tahlilde savrulma “dinamiklerini” kendi içinde taşır. Komünistlerin kadro anlayışı gibi, militanlık çizgisi, kuralsız-dizginsiz-hedefsiz değildir. Devrimci savaş gibi, devrimci savaşı yürüten her militan-savaşçı, devrimci ilkelere, proleter sınıf bilincine dayanır. Cesaret-kararlılık- fedakârlık-üretkenlik bu bilinçte süreklilik kazanır.
Devrimci Meşruluk, Militan Bir Çizgide Üretilmedikçe, Mücadele Sistem Sınırlarını Zorlayamaz!
Faşizm koşullarında devrimci siyasal çalışmalar yürütüyoruz. Faşist iktidar, egemenlik kurumları kanalıyla, toplumda çıkan en basit aykırı sese, polis-asker-yargı ayaklarıyla terör uyguluyor. Ve bu terörde, devrimci siyasal mücadele, ana hedeftir.
Farklı toplumsal kesimleri içine çekerek sürekli genişleyen toplumsal hoşnutsuzlukların, devrimci-komünist güçlerde örgütsel bir nitelik ve nicel güce dönüşme ihtimali, çürümüş asalak faşist iktidarın stratejik kaygısıdır. Her türlü zorbalığı ve vahşeti, hak arayan, itiraz eden, birleştiren, doğasına sahip çıkan, cinsiyetçi ahlak ve yasalara isyan eden toplumsal sınıf ve halk katmanlarına uygulamaktadır. Bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeler, üretimde kullandığı gibi, savaş ve kitle hareketlerine karşıda kullanmakta, işçi sınıfı ve ezilenleri zapturapt altına alması için önemli avantajlar sunmaktadır. Fabrikalarda, üniversitelerde, kamu hizmetleri ünitelerinde, tarlalarda, yağma ve talana maruz kalan doğada (doğal yaşam haklarını savunma aktiviteleri) yükselen her demokratik hak arama eylemi, demokratik hak ve özgürlüklerin yok edilmesi biçiminde devlet terörüne maruz kalmakta, “yasal düzenlemeler” adı altında “yargı” sopası bu terörle birleştirilerek şiddet sarmalı derinleştirilmektedir. Faşist rejime söz söyleyen herkes tutuklanmakta, sosyal medya paylaşımı üzerinden muhalif insanlara karşı sürek avı sürdürülmektedir. AKP-MHP iktidar güruhu, tekelci sermayeye dikensiz gül bahçesi yasatmak için, baskı ve şiddetle baştan aşağı tahkim ettiği tüm yönetsel erkleriyle saldırmakta, sendikacılar, avukatlar, muhalif ve sosyalist gazeteciler, siyasetçiler, işçiler, öğrenciler, kadınlar içinde olmak üzere, toplumsal muhalefetin öne çıkan, devrimci, ilerici kesimlerini tutuklamaktadır. “Hukuk” terörü, sokak şiddeti, teknik takip ve kontra tehditler, bu zorbalığın tamamlayanlarıdır. Sokak kameralarının kapsamlı denetimi, yüz tarama teknolojisi, telefon ve internet üzerinden denetim, özünde tüm zenginlikleri üreten, yaratan milyonların devrimci kalkışmasına duyulan korkunun ürünüdür.
Bu korkuyu yaşayanlar, bir avuç düzen sahibi ve düzen bekçileridir. Bu korkuyu yaratanlar, örgütlü, örgütsüz, devrimci mücadelenin özneleri ve milyonlarca olan devrimci savaşın potansiyelidir. Bu somut durumdan dolayı, faşist devletin aklı, sömürülen sınıf ve ezilen halk katmanlarının öncüsü devrimci, komünist çizgiyi hep baş tehlike olarak görmüş, düzene karşı bu dirençli odakları tasfiye etmek isteyerek, ezip yok etmeyi hedefleyerek, toplumsal dinamizmi sisteme entegre etmeye çalışmıştır. Faşizmin kanlı tarihi, kitlesel katliamlarla birlikte devrimci ve komünistleri özel savaş rejimiyle katletme tarihidir. AKP-MHP iktidarının kanlı yüzü, bu karanlık geçmişin, sermayenin özgün sürecine göre devamlılığıdır.
Karşı devrim örgütlüdür. Baştan aşağı silahlıdır ve egemenlik çizgisi zora dayalıdır. Ama iktidar olma biçimiyle, adalet ve hukuk anlayışıyla, toplumsal “rıza” üretme araçları (seçimler başta olmak üzere) ve işleyişiyle, anti demokratiktir; tarihsel gelişmenin önündeki set ve hayatı üretenlerin istek ve beklentilerine karşı konumlandığı şiddetle meşru değildir. Meşru olan proletarya ve ezilen sömürülen halk güçlerinin bu durumu aşma isteği olarak devrimdir. Karşı devrim meşru olmayan zemini ile iktidarını idame etmek için saldırılar gerçekleştirirken, devrimciler, komünistler, devrimci meşrulukla mücadeleyi sürdürürler. Devrimci meşruluk çizgisinin yerine, burjuva yasal olanaklar çerçevesindeki bir “muhalif” duruş, sistemin ördüğü duvarlara hapsolma sonucunu doğurur. Faşist iktidarın saldırı oklarına kalkan olmak, onun gerici yasalarının olanak tanıdığı zemin üzerinden olmaz. Bu zemin bugün burjuva “muhalefetin” yürüdüğü kulvardır. Dönem bazında, CHP’nin, kendi iktidar yolu için, konsolide ettiği kitlesel gücü ile gerçekleştirdiği mitinglere, faşizme öfke kusan geniş kesimler dahil olmakta, toplumsal konumuna göre sistemle yaşadığı derin sorunları, talepleri ışığında bu alanlara taşımaktadır. Ve esasta yığınlar, CHP’nin başını çektiği “muhalefet” çizgiyi kabul etmemekte, bu çizgiyi aşan önemli militan tutumlar ortaya koymaktadır. Gençlerin, kadınların, işçilerin, işsizlerin, konutsuzların kabaran öfkesi, CHP “muhalefetinin” sınırlarını aşan alternatif tutum arayışındadır. Böylesi tarihsel kesitlerde, Meşru devrimci eylem çizgisiyle alternatif olma farkını ortaya koyamayan devrimci, sosyalist hareket, süreci burjuva” muhalefet” ve reformist çizgilerin insafına bırakmaktadır. Teorik düzlemde önemli farklılıkların ortaya konulması, somut pratikte temsil edilmediği sürece anlamsızdır. Subjektif güç dengeleri, devrimci ve komünist hareketin örgütsel durumu göz önünde bulundurulduğunda, bu beklentinin sol, öznel siyasetin halüsinasyonu olarak “eleştiriye” tabi tutula bilinir. Ama biz güç dengelerini de farkında olacağız, faşizmin azgın saldırı konseptinin de. Devrimin stratejik planlamaları ve dönemin özgünlüğüne denk düşecek taktiksel politika ve araçlarını, komünistler hiçbir zaman göz ardı etmezler. Temel mesele sınıf çelişkilerinin her ayrıntısında, “devrimi arama” ve bunun “yıkıcı” pratiği olma meselesidir. Koşullar ne olursa olsun, meşru devrimci siyasetle devrim arayışını kitlelerde basitten karmaşığa örgütleme yerine, burjuva “muhalefetin” gürültüsünde, demokrasi, özgürlük, değişim beklemek asıl halüsinasyondur.
Faşizmin azgın saldırıları ortamına “esir” olunan âtıl durum “kitlelerin sessizliğiyle” açıklanamaz. Devrimci mevzilerde var olan sessizliği kırmak, en geri koşulları devrimci enerjiyle aşıp sıçramaya dönüştürecek önemli toplumsal dinamizme sahibiz. “Sessiz denilen” kitleler, emek alanında, sokakta, üniversitelerde, çevre mücadelesinde, erkek ve kadınlarla önemli itirazlar ortaya koymaktadır. Derinleşen iktisadi-siyasal-sosyal çelişkilere paralel olarak faşist iktidarın attığı her adım, önemli bir toplumsal itirazla karşılık bulmaktadır. Her dönem Gezi gibi bir patlama beklenemez ve kitlelerin itirazları bura üzerinden referans edilemez. Gezi toplumsal bir öfkenin patlama anıdır ve bu gibi anları devrim yürüyüşüne çevirmek, komünist hareketin, devrimci hareketin örgütsel-politik çapı sorunudur. Bu başka bir konu. Komünistler, böylesine kendiliğinden bir toplumsal patlamayı, devrim yürüyüşüne çevirmek için, alması gereken rolü farkında olduğu kadar, devrimci siyasal çalışmalarla güçlü kitlesel hareketler örgütleme görevlerini de farkındadırlar. Bu görevi, kitle hareketlerinin düzeyi tayin etmez. Kuşkusuz kendiliğinden ya da örgütlü kitle hareketinin olması bir avantaj, ama “sessiz kitleler” içinde devrimi örgütlemek, faşizmin zor aygıtlarına göre devrimci zoru parça parça kitleler içinde inşa etmek, siyasal çalışmanın yadsınamaz önceliğidir.
Burjuva Muhalefetine Karşı Devrimci Siyaset
Sınıf mücadelesinde, devrim mücadelesi adına, her kısır döngüden çıkmak, atalet çengeline asılmış ideolojik-teorik-örgütsel kodlarımız ve ilkelerimizle sürdüreceğimiz devrimci siyasettir. Devrimci siyaset, burjuva beklentilerle devrimci beklentiler arasında, devrimci mücadele ile burjuva “muhalefet” arasında, toplumsal taleplerin sisteme yönelen yıkıcı gücünü ortaya çıkarması açısından ayrıştırıcıdır, yol göstericidir. Güncel bir örnek olarak, il il mitinglerle, iktidar kliğini yıpratmaya çalışan ve iktidar değişimi şartını koyan CHP, kitlelere “sandıkta devrimi” tarif etmekte ve kitleleri burjuva seçim beklentileriyle düzene yedeklemektedir. Burjuva anayasal-parlamenter yollarla faşizmin yıkılacağı yanılsaması karşısına, devrimciler, sosyalistler, komünistler, kitlelerin devrimci öfkesiyle, sokak gücüyle, emek gücüyle, en militan proleter ve emekçilerin öncülük ettiği örgütlü sınıf gücüyle yıkılması gerektiğini işaret ederler. Bu işaret devrimci ve devrim siyasetidir. Somut örgütlenme pratiği ile kitleleri devrimci mücadelenin öznesi yapar.
Devrimci siyaset bir soyutlama değil, komünist müfrezenin politik iktidar çizgisinde somut örgütlenmedir. “İşçi sınıfına bilinç dışarıdan taşınır” diyalektiği gibi, devrimci siyaset, Komünist partisinin örgütsel-politik çizgisi ve bu çizginin örgütlü, kadro ve militanları aracılığıyla kitlelerle buluşturulur. Devrimci meşruluk ve devrimci militanlık derken, bu devrimci ögeler, kitlelerde kendiliğinden sistemli olarak oluşmaz. Kendiliğinden kitle hareketinde oluşan militanlık, sistemsizdir, dağınıktır, yönelimi parçalıdır. Bunu sistemli halde örgütleyip, proleter sınıf bilinciyle hedefe yönlendirecek olan, proleter önderliktir. Yani komünist partisidir.
Komünist partisi, proletaryanın politik iktidar mücadelesinde, MLM ideolojik-politik-askeri donanımlarının sistemli ve ilkeli örgütlü konumlandığı müfrezedir. Ezilen ve sömürülenlerin, En militan, en donanımlı, en fedakâr ve bireysel yaşamlarını halkın kurtuluş davasına adayanların örgütlü gücüdür. Komünist partisinin iç örgütsel ilkelerini canlı bir mekanizma olarak işletme ve devrimci savaşı yönetme-ilerletme konusunda, ideolojik sağlamlık-teorik- politik donanım ve örgütsel konumlanış kriteri baz alınarak, bileşenlerini bir hiyerarşi içinde örgütler ve bu hiyerarşide, önderlik tayin edicidir. Politik çizgi ve politik çizginin temsiliyetinde önderlik ve kadro belirleyicidir. Burada tartışma konumuz kadrolar değildir ve gazetemiz son sayılarında bu konu ele alınmaktadır.
Komünist partisinin politik iktidar mücadelesinde, tayin edici olan bileşenlerinin ötesinde, süreç olarak devrimci mücadelenin ciddi ihtiyacı olan militan duruş ve devrimci üretkenlik, devrimci mücadelenin her aşamasında daha ileri düzeyde temsil edilmesi bağlamında sorgulama konusudur. Devrimci militan duruş ve üretkenlik, bir devrimcinin sadece üzerinde taşıdığı sistemle barışık yanlarıyla hesaplaşmasının sağlamaz, aynı zamanda kolektif örgütsel duruşa ve siyasal çalışmalara da devrimci nitelik katar. Komünist saflarda, köhnemiş burjuva düzene karşı başkaldıran her devrimci için militanlık, başat bir özelliktir. Militanlık, sadece sokakta polise karşı cansiparane durmakla, gözaltında direnmekle, çeşitli biçim ve kurumlarda örgütlü devlet şiddetini geriletecek pratiklerle sınırlandırılamaz. Bunlar bir öge, ama aynı zamanda, partinin politik iktidar çizgisini, içine girdiği tüm siyasal çalışmalarda, devrimci çözüm metodu ile savunmaktır-uygulamaktır. Devrim için icra edilen her eylemin önemini kavrayıp, büyük iş küçük iş ayrımı yapmadan, önemli-önemsiz ikileminde enerjisini tüketmeden, etkili devrimci çalışmadır. Bir militan için devrimci çalışma, “özel” yaşamdan “fazla” kalan zaman değildir. Tüm bireysel çıkarlardan sıyrılarak, devrim denen o büyük davanın eylemcisi olmuşsak, kendimizi burjuva yüklerimizle yok etmek, proleter devrimci olarak üretmek durumundayız. Birey olarak komünist kolektif içinde devrimci bir nitelik, kolektif bilince göre oluşturduğumuz devrimci disiplinle doğru orantılıdır.
Devrimci cesaret, kararlılık, proletaryanın sınıf davasının emekçisi-militanı-önderi olmak gibi niteliklerin somutlandığı kişilik düzeyi ile proletaryanın bilimsel dünya görüşü bilinci arasında organik bir bütünlük vardır. Komünist saflarda, “biz ölümü şerefimizle seçtik teslim olmayacağız” (Ali Karadağ) şiarından, “bugüne kadar düşman karşısında hep geri çekildik ve arkadan vurulduk. Artık yüzümüzü düşmana dönme vaktidir. Vurulursak yüzümüz düşmana dönük öleceğiz” (İsmail Bulut) şiarını üreten devrimci pratiğin mayası, sınıf bilincidir. Bu sınıf bilincini donananlar parti militanıdır, devrim militanıdır. Devrimci militan girdiği her pratikte devrimci mücadeleyi üretir. Devrimci mücadele statik, hazır reçeteler manzumesi değildir. Koşullara göre hareket tarzı belirlemek, kullandığı her politik aracı, devrimin siyasal çizgisine göre örgütlemek, elindeki olanakları karşı devrimi geriletmek için kullanmak ve üretici bir kişilik olmak.
Faşizmin Kuşatması ve Mücadele Gerçekleri
Devrimci militan kişilik, her şeyden önce üreticidir. Asalak, tembel, keyfiyetçi, görevleri öteleyen, kendiliğindenci bir tarz, çürümeden başka bir şey üretmez. Devrimcilik, tüm değerlerde bir ileri çıkıştır. Devrimin görevlerini esas alır. Hareket ve eylem tarzında, sistem kişiliğiyle kurduğu bağla oluşturulan her statüko, politik-ideolojik-siyasal daralmaya açılan yelkendir. Mücadelenin her tarihsel kesitinde âtıl yanlarımızı silkeleyerek, politik devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına göre donanımla ancak ki adımlarımızı güçlü atabiliriz.
Bugün faşizmin çok yönlü kuşatması, kitlelerin kendiliğinden mücadelesi ile geri püskürtülemez. İşçi sınıfı ve emekçilerin ekonomik-demokratik hak arama eylemleri, bazı lokal kazanımlara karşın esasta sistem içinde erimektedir. Ekonomik demokratik hak arama eylemlerinden devrimci sonuçlar çıkarmak, işçi sınıfı ve emekçilere, sınıf bilinci taşımak ve kurtuluş mücadelesinde örgütlemek, proletaryanın sınıf davasını omuzlamış devrimcinin görevidir. Bu görev yol ve yöntemlerde kapsayıcılıktır. Somut planlamalarla kitlelerle birleşmedir. Ve devrimci meşru çizgide kitleleri örgütlemedir. Devrimci üretkenlik ve bu üretkenliği militanca kitlelerde örgütlemek ana halkalardan biridir. Bu halkanın ışıldaması öznenin ruhunda, ete kemiğe bürünmesi de aynı öznenin işçi sınıfı ve ezilenleri özgürlüğe yürütme pratiğinde ortaya çıkar….






