

HABER MERKEZİ (06.07.2016)- Gazetemizin 125.Sayısında yayınlanan ‘’Faşizmin baskı ve sindirme hamlelerine karşı mücadeleye!’’ başlıklı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.
Kürtleri istediği çizgiye getiremeyen, dayattığı teslimiyet ve ödünleri kabul ettiremeyen, kısacası başkanlık dâhil olmak üzere esas istediklerini Kürtlerden alamayan Erdoğan, Kürtlere karşı topyekûn bir savaş başlatarak büyük katliamlara ve soykırıma girişti. Bununla Kürtleri teslim alıp istediği pozisyona getireceğini, dolayısıyla başkanlığa doğru tek adam sultasının önünü açacağını sandı. Büyük bir kinle intikam almaya girişti, bununla kalmayıp en vahşi katliamlarını büyük bir kıyıma dönüştürdü. Ezip teslim alacağından emin olarak amansız bir saldırganlık yürüttü. Askeri saldırganlıkla Kürt ulusunu teslim alacağını umdu. Ne ki, umduğunun tersine karşısında büyük bir direniş gördü. Teslim alma beklentisi büyük bir direnişle kâbusa dönüştü. Öyle ki, bu direniş ve karşı savaş Erdoğan-AKP iktidarını acze sokarak iradesini kırmaya kadar vardı. ”Dünyaya bedel olan bir Türk” ırkçı safsatası çöküp giderken, bu ”Türk’ün” ordusu bir mahalleye giremeyerek yerle bir oldu. ”Güçlü ve yenilmez devlet” forsu yerlere serildi. ”Kahraman Türk Ordusu” başına çuval geçirildikten sonra, bu kez de Sûr, Silopiya, Cizîr’de balon gibi söndü. Ne güçlü devlet, ne güçlü ordu prestiji kalmayarak yerle yeksan oldu…
Yenilgiyi tadarak iradesi kırılan Erdoğan iktidarı dil değiştirse de Kürtlerden istediği yanıtı alamadı. Anlaşıldı ki, gerici faşist askeri saldırganlık, vahşi savaş ve kıyımlar Kürt ulusunu teslim almaya, direnişini bitirmeye yetmedi, yetmiyor…
Aynı saldırganlık ve barbarlık daha da derinleştirilmek üzere devrede tutulup yeni faşist yasalarla tahkim edilerek gündemde tutulmak kaydıyla, Kürtler lehine ve Kürtlerin bir tek sesinin çıkmasına tahammül edilmeyen düzeyde her türden mücadele ve muhalefeti yok edip bastıran en geniş bir saldırganlık konseptinin her alanda uygulanmasına karar verildi.
Muhtarlar, kaymakam ve valiler toplantılarının düzenlenmesi, il-ilçelerin değiştirilmesi, mevzuatın bir kenara bırakılarak ”gerekenin” yapılması ve belediyelerin araçlarına el konulmasına dönük talimatların anayasa dışına çıkılarak verilmesi, aydınların linç ve ”aforoz” edilmesi, milletvekili dokunulmazlıklarının daha doğrusu HDP Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, seçilmiş olan belediye başkanlarının tutuklanması ve yerlerine kayyum atanması biçimindeki uygulama ve yasaların hazırlanıp çıkarılması, hatta yargı reformu adına Yargıtay ve Danıştay’ın yeniden dizayn edilmesine dönük yasal düzenlemeler Kürt ulusuna karşı amansız düşmanlık konsepti zeminde gündeme gelen ırkçı-faşist süreç ve uygulamalardır. Bunları yapmaktan başka bir çaresi de kalmamıştır Erdoğan iktidarının. Zira, ya Kürt direnişi karşısında yenilgiyi kabul ederek tüm hayallerinden vazgeçip iktidardan düşmeyi kabul edecekti, ya da her şey pahasına iktidarda kalmayı, dolayısıyla Kürt ulusuna karşı her türlü kıyım ve kırımı uygulama yolunda ilerleyecekti… Çaresizlik içinde ve iktidarını koruyup sürdürmek için ikinci yolu tercih etti, etmekten geri durmadı. Ne ki, bu yolun varacağı yer de hüsran ve yenilgiden başka yer olmayacak, hatta bu süreç iktidarı kaybetmeye kadar evirilecektir.
Çaresiz iktidarın çare gördüğü konseptin bir ayağı, parlamentoda Kürt ulusunun iradesini temsil eden ve seçilmiş olan milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra şimdi yargılanıp hapsedilmeleri üzere ifadeye çağrılmaları noktasına gelmiştir. ”Milli irade” çığırtkanlığından geri durmayan bu iktidarın gerçek yüzü, ”milli irade” tarafından seçilen milletvekillerini, özellikle de bir ulusun iradesini temsil eden vekillerinin siyasi neden ve amaçlarla yargılanıp hapsedilmek istenmeleri tavrında çıplak biçimde açığa çıkmaktadır. HDP Milletvekilleri yükümlü oldukları seçmenlerine karşı sorumlulukları gereği de, yargılanmalarının, hapsedilmelerinin anayasaya aykırı olup, temsil ettikleri ulus veya seçmen kitlesinin iradesine darbe olacağı-olduğu gerekçesiyle ifade vermeye gitmeyeceklerini duyurmuş bulunmaktadırlar. Zorla götürülmeleri durumunda ise geri adım atmayarak, maruz kaldıkları çifte standart ve ırkçı-faşist baskıyı teşhir edeceklerini, demokratik hak ve pozisyonlarını mahkemede savunacaklarını ortaya koymuşlardır. Faşist iktidarın tavrı ise, tüm süreç boyunca açık olmakla birlikte, son olarak doğrudan Erdoğan’ın ağzından ”Hesap verecekler” biçiminde nettir.
Erdoğan ve dokunulmazlıklar
Bütün bunlar zemininde muhtemel olan gelişme, faşist zor ve şiddetin kullanılarak Kürt ulusunun iradesine büyük bir saldırının yapılacağı ve bunun karşısında Kürt ulusu ve somut muhatap olan HDP’li Milletvekillerinin haklı direnişinin gerçekliğidir. Bu süreç Kürt ulusal direnişini daha da harlayan ve en keskin çatışmanın gündeme gelmesini koşullayan keskin bir savaş zemininde ilerleyecektir. Şayet ”mucizeler” devreye girmez ve tarafların tavrında keskin bir dönüş gündeme gelmezse… Ki, bu olasılık en azından şimdilik yok derecesinde zayıftır. Kısacası, faşist düzen ve anayasal çerçeve bu sürece uygun olarak yeniden ve yeniden düzenlenip daha koyu faşizm veya açık faşizm biçiminde tahkim edilirken, Kürt ulusunun direniş ve savaşı da buna koşut olarak derinleşecektir. Görülen süreç HDP Milletvekillerinin yargılanarak hapsedileceğine işaret etmektedir. Ancak bu sürecin siyasi sonuçları Kürt ulusunun direniş ve savaş kararlılığı düşünüldüğünde esas olarak faşist iktidara fatura olacaktır. Kuşkusuz ki, milletvekillerin yargılanıp hapsedilmesi süreci HDP’de belli yansımalar bulacaktır. Ki, faşist iktidarın bununla hedeflediği de esasta HDP’yi baskı altına alarak geri çekilmesini sağlamaktır. Ne ki, HDP’nin siyasi alanının daraltılarak anlamsızlaştırılması Kürt dinamiğin büyük potansiyel olarak yönünü daha fazla savaşa çevirmesine yol açacaktır. Safların çok daha keskin belirlenmesi ya da saflaşmanın daha kalıcı oturması kaçınılmaz olacaktır. Bütün bu eğilim ve olası gelişmeler, Erdoğan-AKP iktidarının uyguladığı saldırganlık altında kalacağını gösterir…
HDP’li belediye eş başkanlarının hukuksal zeminden yoksun biçimde milletvekillerine uygulanan aynı yapay ve siyasi gerekçelerle tutuklanıp hapsedilmesi ve yerlerine kayyum atanması süreci de benzer bir gelişmenin zemini olacaktır. Seçtikleri belediye başkanlarının yerine, kendisini bu iradenin yerine koyan siyasi iktidar ve kurumların yapacağı hukuksuz kayyum atamaları kesinlikle Kürtler tarafından kabul görmeyecek ve büyük bir direnişin en meşru zemini olacaktır. Ülkenin ve dünyanın her tarafında yerel yönetimler ve başkanları seçmenin tercihi ve oyuyla belirlenirken, Kürtlerin bu genel kural dışında tutularak yerel yönetim ve başkanlarının faşist darbe koşullarına has biçimde siyasi iktidar tarafından atanması hiçbir demokratik normla bağdaşmadığı gibi, Kürt ulusu tarafından da kabul edilmeyecek, direnişlerinin daha da yaygınlaşarak büyümesine vesile olacaktır. Kısacası bu faşist politika ve sürecin altında kalan da Erdoğan-AKP iktidarı olacaktır.
Ne var ki, Erdoğan iktidarı kendiliğinden yarattığı bu yığının altında kalmayacaktır. Kürt ulusunun direniş ve savaşı bunda esas rolü oynayacaktır. Fakat faşist sürece karşı direniş ve savaşın tek dinamiği Kürtler olmamalı, bu sorumluluk tek başına Kürtlere yıkılmamalıdır, yıkılamaz da. Dolayısıyla direnişin en geniş demokratik kesimleri kapsayacak biçimde ele alınıp geliştirilmesi ve özellikle devrimci sınıf hareketinin bu süreçte etkin rol oynaması ertelenemez görev ve sorumluluktur. Güç ve eylem birlikleri, ittifak ve mücadele birliklerinde buluşan demokratik, devrimci ve sosyalist güçlerin ortak mücadelesi elzemdir. Devrimci halk kitleleri birleştirilmeden, ortak mücadelede seferber edilmeden ve devrimci halkların siyasi hareketleri bu ortak mücadelede birleşmeden faşist saldırganlık durdurulamaz.
Kürt milletvekilleri, Kürt belediye eş başkanları şahsında Kürt ulusuna uygulanan milli zulüm ve faşist baskı, siyasi iktidar sorunundan bağımsız olmayıp tüm ülke halklarını hedef alan bir saldırganlık ve faşizm sorunudur. Aydınlara, demokratik kurum ve çalışmalara, devrimci ve sosyalist harekete karşı geliştirilen baskı ve saldırganlıklar bunu göstermektedir. O halde HDP Milletvekilleri ve belediye eş başkanlarına sahip çıkmak ve maruz kaldıkları faşist baskılara karşı mücadele etmek, faşist hâkim sınıflara ve onların iktidarlarına karşı mücadele demektir.



