Sosyalist Meclisler Federasyonu adayı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun başkanlığındaki Dersim belediyesi bir kez daha gündeme oturdu. Böyle olmasının elbette temel sebepleri var. Burada mesele kayyım değil mesele Dersim demokratik halk dayanışmasının halkçı-devrimci belediyeciliğinin emekçiden, halktan, kadın ve çocuktan yana ortaya koyduğu politika, aldığı kararlar ve gerçekleştirdiği uygulamalardır.
Dersim’de belediyecilik söz konuşu olduğunda ilk tartışma gündemine Hozat ve Mazgirt’le otursa da daha çok ve esasen Ovacık belediyesindeki uygulamalarıyla genelleşti. Diğerlerinde olduğu gibi, Ovacık belediyesinde halkın lehine atılan devrimci adımlar abartısız olarak ülke sınırlarından taştı. Belediyecilik anlayışında halkın çıkarlarını önceleyen bu uygulamalar Dersim halkının talebi nedeniyle Fatih Mehmet Maçoğlu, Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın ortak adayı olarak 2019 yılında ezici bir oy çoğunluğuyla Dersim belediye başkanı olmuştur.
O günden sonra da Maçoğlu ve SMF’nin yerel yönetimler anlayışının pratikleştiği belediyecilik tarzı, haklı olarak ülke genelinde ilgi odağı olmakla kalmamış, bu örnek dünyanın her yerinde ilgiyle izlenmiş, örnek alınmış ve tartışılır olmaya başlanmıştır. Şunu da hatırlayalım ki Maçoğlu’nun Dersim merkezde devraldığı belediye, kayyımın yönettiği bir belediyeydi. Kayyım belediye kasasını ve gelirleri silip süpürmekle yetinmemiş, belediye gelirlerinin halktan alınan tüm kalemlerini beş yıllığına peşin alasına rağmen 2019 yılının değeriyle 86 milyondan fazla da bir borç bırakmıştı. İşte, Dersim’de devrimci ittifak güçlerinin Fatih Mehmet Maçoğlu’nun adaylığında 2019 yılında kazandığı Dersim belediyesinin durumu özet olarak buydu.
Fatih Mehmet Maçoğlu ve yoldaşlarının seçimi kazanmasıyla halkın gasp edilen iradesi yeniden halka kazandırılırken, demokratik-devrimci tüm kurumlara, işçilere, emekçilere “Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına” temel sloganıyla şu mesajı verdi: “Bu halkın kazandığı bir mevziidir, birlikte karar alacağız, kentimizi birlikte yöneteceğiz” derken ilk iş olarak da bina çevresine çekilmiş beton duvarları yıkmak ve belediye kapılarını ardına kadar halka açmak oldu.
Bu öylesine güçlü bir mesajdı ki, sistemin burjuva partilerinin yönetimindeki kimi belediyeler bile bu devrimci hamlenin gölgesinden kurtulmak için kapılarını kaldırarak Dersim belediyesini taklit etmekle kalmadı, kimi burjuva belediye yönetimleri bile gelir-giderlerini duvarlara asmak mecburiyetinde kaldılar! Halkçı, devrimci yerel yönetim programıyla belediye yönetimine gelen devrimci demokratik güçler, Dersim’den sonra giderek daha çok ülke içine ve ülke dışına devrimci mesajların verildiği bir merkeze dönüştü. Yıpranmış devrimci moral değerler yükselmeye ve geniş kitleler içinde ilgi görmeye başladı. Bir bakıma ve abartısız diyebiliriz ki, Ovacık-Dersim belediye yönetimi olumlu pratik uygulamaları ile ülkede yerel yönetim tarzına ilişkin bilinçlerde yeni ufuklar açmıştır…
Kuşkusuz, bu makalede ilgili dönemdeki Dersim belediyesi yönetiminin olumlu-olumsuz genel bir değerlendirmesini yapacak değiliz. Zira konumuz bu değil. Ama birkaç günden bu yana, Dersim belediyesinde gündeme gelen hak gaspları nedeniyle kısaca da olsa bazı kazanımlara ve son günlerde bu kazanımlara yapılan saldırıların anlamına ve nedenlerine dikkat çekmek istiyoruz. Ancak en başta dikkat çekilecek gerçek bütün aleniyetiyle olan şey; bu tartışmanın iki dünya görüşünün, iki kökten farklı yaşam anlayışının çarpışması, işçi sınıfına, emekçilere ve genel olarak insanlığa yaklaşımdaki iki keskin ayrım çizgisinin çatışması olduğudur.!
Dersim eski belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve yoldaşları halkla ve çalışanlarıyla birlikte yarattıkları kazanımlar ve değerlerin etkisi açıktır. Bu nedenledir ki işgalci kayyımın ve faşist iktidarın yeniden saldırı hedefi durumuna getirilmesi tam da bu dediğimiz sınıf tutumunun sonucudur. İktidarın Fatih Mehmet Maçoğlu’na yaptığı suçlamalar, aslında bir dünya görüşüne, bir devrimci çizgi ve uygulamaya ve böylelikle tüm komünist amaçlara yapılmış kapsamlı bir saldırıdır. Ve hiç tereddüt etmeden hemen söylemeliyiz ki bu saldırı komünistler için ONUR ve ŞAN’dır.
Utancın Adı: İşçiye Verilen Ücretin “Kamuya Zararı” Görülmesi
Peki neyle suçlanıyor Maçoğlu şahsındaki devrimci yerel yönetim anlayışı?
Birincisi, fazla işçi almış. İkincisi, işçilere yüksek ücret ödemiş. Üçüncüsü, her yıl toplu sözleşme yapılıyormuş. Dördüncüsü, her ay kadın işçilere regl izni veriliyormuş. Beşincisi, tarihi 15-16 Haziran işçi direnişine ithafen her haziran ayında işçilere ikramiye veriliyormuş. Altıncısı, hafta sonu mesaisi 2 yevmiye olarak veriliyormuş. Yedincisi, çalışma saati 7 saate düşürülmesi…
Yapılan suçlamalar bunlardır. Bu yapılan suçlamalar aslında sadece işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik saldırının ötesinde, faşizmin devrimci uygulamalara yaptığı tamı tamına politik bir saldırıdır. İçişleri bakanlığının emriyle suç sayılan bu kazanımlar, komünistlerin kitleler nezdinde kazandıkları prestiji ve güveni parçalamaya yöneliktir ve evet tekrar altını çizerek vurgulayalım ki bu siyasal bir saldırıdır.
İşçi sınıfının ve emekçilerin yıllardır burjuvaziye karşı büyük mücadeleler yürüterek, bedeller ödeyerek can-kan pahasına elde ettiği ve elde etmeye devam etmenin mücadelesinde olduğu haklar mücadelesine açık bir saldırıdır. Dersim belediyesinde bizzat bu haklar Maçoğlu, dönemindeki yönetimin devrimci tutumuyla somut olarak ete kemiğe büründü. Ve bu somut kazanımlar tüm ülkede işçi sınıfının bilincine olumlu bir model olarak oturdu. Burjuva iktidarların iddia ettiklerinin aksine, işçi sınıfı ve emekçiler insanca yaşamı için ekonomik-demokratik düzenlemeler yapmanın gayet mümkün olduğu ispatlandı. Faşist iktidarın buna gözünü yummaması anlaşılmaz bir durum değildir. Lakin bu saldırın ve suçlamaların komünistler nazarında hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Komünistlerin varlık sebeplerinden biri işsize iş, aşsıza aş bulmaktır. Dahası komünistler, bu sistemin içinde, sistemin böğrüne bir taş misali oturarak, işçilerin, emekçilerin ve tüm emeği -ulusal ve uluslararası tekeller lehine kullanan- iliklerine kadar sömüren burjuvazinin gerçek yüzünü ülke insanına somut uygulamalarla göstermektir. Yönetim Dersim’le sınırlı da olsa, komünistler bu pratiği ve siyasal tutumu sıradan ve klişeleşmiş basit cümleler ve kuru sloganlar atarak yapmadılar. Bizzat eylemin içinde, somut uygulamalarla halka gösterdiler. Sınıf düşmanlarımızın saldırganlığı ve komünistleri suçlaması buradan ileri geliyor. Bu nedenle de bu suçlamalar ve saldırılar başlı başına ciddi bir ele alışı hakkediyor.
Peki Bu Süreç Bizeler Neyi Öğretmiştir!
Birincisi, sistemin içinde, bizzat sömürü sistemine karşı mücadele yürütürken ve siyasal kazanımlar elde ederken, asla unutmamak gerekir ki, gerici hiçbir iktidar bu kazanımları rahat bırakmak istemez. Fırsatını bulduğu anda, elde edilmiş tüm kazanımları tırpanlar, ortadan kaldırmaya çalışır. Bugün Dersim belediyesinde yaptıkları budur.
İkincisi, sadece kazanılmış hakları, mevziileri değil, dahası sürece önderlik eden öncü güçleri hedefler. Bulabilirse, öncülük edenler aleyhinde yalan üretmek, iftira atmak, kara çalmak ve kitlelerin gözünde prestijlerini yok etmek için elinden gelen her çaba içine girer. Maçoğlu’na çıkarılmak istenen “zimmet” tam da budur.
Üçüncüsü, sömürü sistemine karşı mücadele ederken sadece gün ve anla sınırlı bir siyaset izleyip sistemin bir parçası durumuna düşmemeye özel bir itina göstermek. Bunun açık anlamı şudur. An ile hedef arasındaki devrimci diyalektiği doğru kurarak, tüm alanlardaki çalışma ve kazanımları sosyalizmin “sınırlı bir tasarımı” olduğunu gösterme üzerinden halkın iki sistem arasında kıyaslaması yapmasına imkân sunarken, halk kitlelerini siyasal iktidarı talep etmeye seferber sunarken, halk bilinci geliştirmek ve örgütlenmeyi güçlendirmektir. Bunun için eğer deyim uygunsa- şeytanın giremediği sahalara girmek, ustaca ve yaratıcı biçimde komünist çalışmayı yapabilmektir. Ne demişti ‘Sol Komünizm’de Lenin: “Parlamentarizm bir eylem biçimidir, gazetecilik bir başka eylem biçimi. Her iki durumda da içerik gerçekten komünist olabilir, yeter ki, her iki alanda da militanlar gerçekten komünist olsunlar…” tabii burada Lenin’in işaret ettiği iki alan ile sınırlı değiliz tabii ki. Mesele Lenin yoldaşın ileri sürdüğü siyasal çizginin özünü, mantığını anlamak ve kendi somut şartlarımıza ustaca uygulamaktır.
Tabii burada bir de halk saflarında olan pek çok devrimci komünist güçlere düşen pay var. Eğip bükmeden söylemek gerekir ki, bunlardan ekseriyetinin tutumu hiç de iç açıcı olmamıştır. Ovacık’tan Dersim’e uzanan uzun bir süreç ve bu süreçte ezilenlerin ve emekçilerin dikkat merkezine oturan bir model olarak ortaya çıkan halkçı-devrimci bu yerel yönetim deneyimi karşısında takınılan tavır tam anlamıyla bir hayal kırıklığıdır. Pek çoğu “ben yoksam ne olduğu önemli değil, benim de değil” dedirten bir tutum takındılar. Devrimci-demokrat ön ismiyle adlanan pek çok grup ve kişi, işçiler, LGBTİ+’lar, kadınlar, gençler için kabul edilen haklara saygı gösterip bu kazanımları savunmak ve ileri taşımak yerine, bu haklardan rahatsızlık duyulurcasına ya sus pus kaldılar ya da kimilerinin yaptığı gibi sistematik olarak belediye yönetimine karşı doğrudan teşhir çalışmaları yürüttüler. Tıpkı hala kayyımın ve devletin bu saldırısı karşısında da sustukları gibi. Sadece HDP belediye yönetimi sırasında yeri, planı, programı vs. kabul edilen “Katı Atık Projesi” örneğini hatırlayalım: Fatih Mehmet Maçoğlu, belediye başkanlığı sırasında hayata geçirilme hazırlıkları yapılan Katı Atık Projesi’nin hayata geçirilmesi hazırlıkları sırasında hemen her gün belli sayıda köylü belediye önüne getirilerek protestolar yapılırdı. Bu iş aylarca sürdürüldü. Ve Maçoğlu, dönemi sona ermesinden hemen sonra ilginç biçimde tüm bu itiraz ve protestolar birdenbire sona erdi(!) Şimdiki kayyım yönetimi tarafından sürdürülmekte olan bu proje için neden herhangi karşı bir tek ses yok? Dahası, her gün “iptal edilsin, istemiyoruz” diye gürültü çıkaranlar; sabah-akşam yazıp çizenler, şimdi kayyım yönetimine karşı neden dilini yutmuş durumdalar? Bunun sorgulamak, bu soruyu sormak ani şekilde kesilen itiraz ve protestonun arkasındaki mantığı anlamak şimdi daha önemli bir sorumluluktur. Bu unutulacak ve geçiştirilecek öylesine bir mazi değildir. Bu bağlam içinde Maçoğlu, başkanlığında kazanılan işçi haklarını örgütlü bir duruşla savunmayıp, kayyımın baskılarına teslim olan ve işçi haklarının gasp edilmesini onaylayan DİSK-Genel-İş’in tutumu da işçi sınıfa karşı bir suçtur. DİSK, düzen içi sendikacılıkla, kayyıma teslim olma çizgisiyle işçi sınıfının meşru mücadelesini yürütemez, işçi sınıfı ve ezilenlerin kazandığı hakları koruyamaz.
Dersim’de komünistlerin yönetimi döneminde işçilerin kazanılmış çok önemli haklarına doğrudan ve açık bir saldırı var. Ama kaç sosyalist çevre gasp edilen bu haklara karşı gerçek manada ses çıkarıyor? Bu dost dediklerimiz bilmiyorlar mı ki kazanılmış haklara karşı yapılan saldırılar, SMF veya Maçoğlu, meselesinin çok ötesinde, Dersim’de ve ülkede yaratılan devrimci, sosyalist değerleri ve hafızayı silmeye yöneliktir? Kazanılmış ekonomik-demokratik hakların iptalinin yanı sıra esasen bunun ciddi bir siyasal saldırı olduğunu göremiyorlar mı? Eğer göremeyecek kadar geri durumda iseler buna sadece acı duyarız ancak bizce sorun bilme/kavramayla ilgili bir sorun değildir, devrimci ve komünist söylem altında grupçuluk hastalığına yenik düşülmüş bir devrim ve komünizm davasına yabancılaşma sorunudur. Ama halkçı-devrimci yerel yönetim programıyla bu kazanımları Dersim’in üç ilçesinde ve en son da Dersim merkezde ete kemiğe büründüren SMF her şart altında halka kazandırılmış olan bu emeği ve yaratıcılığı sahiplenecektir.
Çünkü komünisteler sadece Dersim’de olanı değil, ülke devrimci mücadele tarihinde yaratılan ve hangi sosyalist çevre tarafında yaratılmış olursa olsun, her doğru ve güzel işi kendi işimiz olarak sahiplenir ve savunuruz. Ta başından beri Fatsa’da (terzi Fikri), Diyarbakır’da (Mehdi Zana) dönemlerinde yapılanları sahiplenmemiz, yerel yönetim programımızın esin kaynağının bu öncellerimiz olduğunu söyleyip durmamız buna en dolaysız kanıttır. Bu vesileyle Maçoğlu’nun başkanlığında işçi emekçi sınıflar, kadın, çocuk ve gençler yararına tanımlanmış, uygulanmış ve benimsenmiş bu haklar saldırı altındayken hiç olmazsa şimdi devrimci demokratik kimliğini taşıyan tüm duyarlı insan ve kurumlardan dost siyasi çevrelerden içine düştükleri bu darlıklarını aşarak kazanılmış bu hakları birlikte savunmaya davet ediyoruz.
Şunu açık yüreklilikle ifade ediyoruz. Dersim yerel yönetim pratiği, komünistler açısından hatasız-eksiksiz bir pratik değildir. Komünistler, kendi eksik ve hatalarını, kitlelerin eleştirel gücüne sunmaktan, bunlardan devrimci sonuçlar çıkarmaktan kaçınmazlar. Gerek politik tutum anlamında gerekse de “Söz Yetki Karar Halka” şiarımıza uygun işlemeyen anlamında eksik ortaya koyabiliriz ve devrimci-ilerici kaygılarla ileri sürülen-sürülecek tüm eleştirilere açığız. Bu eleştiri özeleştiri sürecimizin muhatapları bellidir, özel olarak Dersim halkıdır, genel olarak devrimci kamuoyu ve devrimci öznelerdir.
Yerel Yönetimlere Ulaşma İmkanı Bulduğumuz Her Yerde: “Kamu” Dediğiniz Halkın Değerlerini Halkın Kullanımına Vermeye Devam Edeceğiz
Bugün burjuva hukukun kayyım darbeciliğinde “dava” konusu edilen “Kamuya zarar verme” başlığına yaklaşımımız nettir. Koşullarımız ve kapasitemiz yettiği oranda, halkın birikimlerini halka sunmaya çalıştık. Halkın emeğini halkın hizmetine sunduk. Haraç mezat düşük ücretlerle açlığa mahkûm edilen emekçilerin, emek değerine koşullar kapsamında karşılık olmaya çalıştık. Faşizmin kuşatması altında, bu küçük mevziide emeğe, emeğin değeriyle ses olmaya çalıştık. Bu sizin yasalarınızda “suç” ise, biz bu “suçu” işlemeye devam edeceğiz. Halkımızın birikimleriyle ortaya çıkan her değeri, halkımızla, yani gerçek sahiplerinin hizmetine sunmaya devam edeceğiz. Ve bu “suçlamalarla” kurduğunuz o gerici yargı tahtınızı da tanımıyoruz. Komünistler, sadece ve sadece halka, ezilen ve sömürülenlere hesap verirler. Asıl önce siz hesap verin. Emek ve doğal değerlerimizi emperyalist tekellere peş keş çeken, sömürü ve baskı çarkıyla halkımızın birikimlerini, sermayenin dolmak bilmez kanlı havuzlarına aktaran, sermaye-bürokrasi-denkleminde halkımızın emeğinden nemalanan, rant devşiren, yatırım-istihdam adı altında yolsuzluk-hırsızlık örgütleyen ve bunu kayyım “hukuku” ile “meşru” kılan, asıl suçlular sizlersiniz, asıl siz hesap verin!
Ülkenin her yerinde tüm işçi emekçi örgütlerini, sendika dernek ve kooperatifleri, kadınları ve gençliği Dersim’de kazanılmış haklara yönelik yapılan gerici saldırılara karşı aktif tutum almaya ve saldırıları püskürtmeye davet ediyoruz.






